RSS Parrot

BETA

🦜 Fırat M. Hacıahmetoğlu / @mechulmuhayyil

@nitter.poast.org.mechulmuhayyil@rss-parrot.net

I'm an automated parrot! I relay a website's RSS feed to the Fediverse. Every time a new post appears in the feed, I toot about it. Follow me to get all new posts in your Mastodon timeline! Brought to you by the RSS Parrot.

---

Twitter feed for: @mechulmuhayyil. Generated by nitter.poast.org

Your feed and you don't want it here? Just e-mail the birb.

Site URL: nitter.poast.org/mechulmuhayyil

Feed URL: nitter.poast.org/mechulmuhayyil/rss

Posts: 10

Followers: 1

Anladığım kadarıyla, "sağlıklı" bir aileye sahip olma ihtimaline sahip olabilmek için en az iki nesil öncesinin eğitilmiş olması gerekiyor. Hiçbir şey mutlu bir aileye sahip olmayı garanti edemese de, iki nesillik eğitim o ihtimali hayal edebilmek için şart.

Published: August 20, 2026 17:02

Anladığım kadarıyla, "sağlıklı" bir aileye sahip olma ihtimaline sahip olabilmek için en az iki nesil öncesinin eğitilmiş olması gerekiyor. Hiçbir şey mutlu bir aileye sahip olmayı garanti edemese de, iki nesillik eğitim o ihtimali hayal edebilmek için…

Etrafımdaki insanları anlamaya çalışırken en az millet, inanç, cinsiyet, sosyal statü, eğitim vs kadar değerli, hatta belki de tüm bunları da içine alan ve bunlardan daha derin ve keskin bir kıstas olduğunun farkına vardım: nesil. Bu şu demek: artık insanları geldiği yer, inandığı değerler, eğitim durumu olarak değil de, hangi nesle ait olduğuna bakarak değerlendirmeye çalışıyorum. Böyle bakınca görüyorsun ki, bu gittikçe koca bir köy halini alan global dünyada, pasaportlarımızda yazan farklılıkların ötesinde ait olduğumuz nesillerle açıklanabilen muazzam benzerlikler var. Seyahat ettikçe görüyorsun ki etrafında birçok farklı nesilden insan aynı anda yaşıyor; ve bu birlikteliğin bir mantığı yok. Doğrusu yok, yanlışı yok. Hakikaten bir kaos. Misal, bazen 20 yaşında biriyle tanışıyorsun, aslında boomer. Bazen ise 60 yaşında biriyle tanışıyorsun aslında adam millenial. Yani artık bir çağdaşlık ve çağdaş olan insanlar yok. Senkron bozuldu - ki zaten aslında hiç olmadı. Bilakis, aynı çağda bir sürü nesil birlikte yaşıyoruz. Bu meselelerde benim aklımı en çok açan, Batı Avrupa ile benim Türkiye'de ait olduğum nesil arasında bir nesil fark olduğunu anlamam olmuştu. Yani, benim neslin anneleri ile Batı Avrupalı bir insanın anneannesin çok benzer karakterlere, değerlere, referanslara sahip olduğunun farkına varınca hakikaten şaşırmıştım. Hasılı, bu meseleyi daha da irdelersek içinden çıkamayız ama etrafınızdaki insanları yalnızca kimlikleri ile değil, ait olduğu nesille de anlamaya çalışırsanız bambaşka kapılar açılacaktır.

Published: August 17, 2026 19:30

Etrafımdaki insanları anlamaya çalışırken en az millet, inanç, cinsiyet, sosyal statü, eğitim vs kadar değerli, hatta belki de tüm bunları da içine alan ve bunlardan daha derin ve keskin bir kıstas olduğunun farkına vardım: nesil. Bu şu demek: artık…

Yaşlandıkça etrafımdaki insanların tüm hayatları boyunca eleştirdikleri, hakaret ettikleri şeyleri 2-3 ay gibi muazzam bir sürede benimsediğini gözlemlediğimden beri anladım ki, hepsi o kadar yıl boyunca benimle değil aslında kendiyle konuşuyormuş.

Published: August 16, 2026 11:13

Yaşlandıkça etrafımdaki insanların tüm hayatları boyunca eleştirdikleri, hakaret ettikleri şeyleri 2-3 ay gibi muazzam bir sürede benimsediğini gözlemlediğimden beri anladım ki, hepsi o kadar yıl boyunca benimle değil aslında kendiyle konuşuyormuş.

Türkiye'yi her ziyaret ettiğimde bir yandan Batı Avrupa'ya dair takdir ettiğim şeylerin farkına varıyorum, bir yandan da Türkiye'ye dair özlediğim başka şeyleri özlememin aslında ne kadar ikiyüzlüce olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalıyorum. Çünkü takdir ettiklerim, özlediklerimden fedakarlık edebildiğin ölçüde mümkün.

Published: July 13, 2026 12:43

Türkiye'yi her ziyaret ettiğimde bir yandan Batı Avrupa'ya dair takdir ettiğim şeylerin farkına varıyorum, bir yandan da Türkiye'ye dair özlediğim başka şeyleri özlememin aslında ne kadar ikiyüzlüce olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalıyorum. Çünkü…

Yaşlanan bir erkek olarak, erkek yaşlanmasının ne kadar zor ve sorunlu bir şey olduğunun hem kendim farkına varıyorum hem de etrafımda bol bol gözlemliyorum. Erkek yaşlandıkça paralize oluyor sanırım, öyle ki suratındaki ifade bile donuklaşıyor ve "ben neredeyim, ne yapıyorum" ile şok olmuşluk, çaresizlik arasında, köşeye sıkışmış bir fareninki gibi düzelemeyen tedirgin bir hal alıyor. Sanki gençliğinde akan o deli kan yavaş yavaş vücudunu terk ediyor ve geriye hep aynı şeyleri konuştuğu birkaç dostu ve kendisiyle birlikte bir avuç insan posası kalıyor. Erkek hakikaten yaşlandıkça, yalnızlaşıyor. Bu trajik durumdan kaçmayı deneyenlerin iki temel yolu olduğunu gördüm. İkisi de tedirginlik veren boş zamanı olabildiğince doldurma çabasından ibaret aslında. İlki, çocuk yapmak. İkincisi ise obsessifçe bir hobilenme. Gelgelelim, ikisi de en nihayetinde bu kaçışı sağlayamıyor. Erkek her iki şekilde de aradığını bulamıyor; zaten aradığı ne kendisi de bilemiyor. Ne o suratına kazınmış "ben napıyorum, nerdeyim" ifadesi siliniyor, ne de her geçen yılla birlikte içinde yok olan anlam geri geliyor. Başka bir deyişle, erkek bir yaştan sonra kendini oyalayarak ölümü bekliyor. Peki bu durumadan kaçış yok mu? Benim düşünebildiğim tek bir yol var, o da doğrudan o oyalanma meselesi ile ilgili. Bu paralize olma hali aslında gençken güçlü olan kendini kandırabilme beceresinin yaşlandıkça kaybedilmesine bağlı. Kişi, kendini kandıramadıkça, cevabını hiçbir zaman veremeyeceği sorularla boğuşmaya başlıyor. O aslında bir kutsanma, bir armağan olan beceriyi ikame edebilecek, benim aklıma gelen tek şey, kişinin zamanına edilen "rağbet". "Rağbet" sadece basit bir "ihtiyaç" değil. Sen olmasan olmayacak bir şey için sana duyulan ilgi, alaka, hayranlık - rağbet. Çocuk bunu ikame etmeye en yakın olan şey ama onun babasına duyduğu "ihtiyaç", "rağbet" değil. İhtiyacı rağbet sanabilecek kadar kendini kandırma becerisini koruyabilenler bu sürecin tek mutluları. Hasılı, erkeği ölümü beklemekten alıkoyabilecek tek güç ona duyulan rağbet. Hobi sahibi olmaktan daha ciddi, çocuk sahibi olmaktan ise daha rahat, onu dinç tutabilecek tek kudret bu sanırım. Ama emin değilim.

Published: July 13, 2026 12:11

Yaşlanan bir erkek olarak, erkek yaşlanmasının ne kadar zor ve sorunlu bir şey olduğunun hem kendim farkına varıyorum hem de etrafımda bol bol gözlemliyorum. Erkek yaşlandıkça paralize oluyor sanırım, öyle ki suratındaki ifade bile donuklaşıyor ve "ben…

40 yıldır çok milleten, dinden, inançtan ve inançsızlıktan insan tanıdım. Tüm bu farklılıkların ötesinde, hepsinden daha derin, daha belirleyici bir fark olduğunu gördüm. Bolluk ve yokluk. İnsanın karakterine dair en temel kirişler, kişinin yetişirken sahip olduğu imtiyazlarla bağlı olarak şekilleniyor.

Published: July 9, 2026 16:01

40 yıldır çok milleten, dinden, inançtan ve inançsızlıktan insan tanıdım. Tüm bu farklılıkların ötesinde, hepsinden daha derin, daha belirleyici bir fark olduğunu gördüm. Bolluk ve yokluk. İnsanın karakterine dair en temel kirişler, kişinin yetişirken…

Büyük potansiyele sahip insanların aynı zamanda (o potansiyeli gerçekleştirmeleri önünde engel teşkil eden ve tamamen kendilerinden kaynaklanan) büyük sorunlara sahip olduğu söylenir. Halbuki belki hakikat tam tersi: Büyük potansiyele sahip olmak isteyen insanlar, kendilerine en büyük eziyet edenlerdir.

Published: July 8, 2026 12:44

Büyük potansiyele sahip insanların aynı zamanda (o potansiyeli gerçekleştirmeleri önünde engel teşkil eden ve tamamen kendilerinden kaynaklanan) büyük sorunlara sahip olduğu söylenir. Halbuki belki hakikat tam tersi: Büyük potansiyele sahip olmak isteyen…

Şu hayattaki en zor şeylerden biri, daha iyi, daha sağlıklı bir birey olabilmek için çabalamak. O emeği vermek hakikaten çok zor. Bunun farkında olup da bu emeği vermemenin en cezbedici ve onaylayıcı yollarından biri de bunun nasıl yapılacağını başkalarına anlatmak.

Published: July 6, 2026 11:52

Şu hayattaki en zor şeylerden biri, daha iyi, daha sağlıklı bir birey olabilmek için çabalamak. O emeği vermek hakikaten çok zor. Bunun farkında olup da bu emeği vermemenin en cezbedici ve onaylayıcı yollarından biri de bunun nasıl yapılacağını başkalarına…

R to @mechulmuhayyil: Ortalığı daha da karıştırmak gerekirse, Alman Kultur'unun, Fransız "Medeniyeti"ne karşı açtığı bu "ciddi" savaşla aynı dönemlerde Almanların yaptığı hayati öneme sahip bir başka keşiften bahsetmeden olmaz: Antik Yunan. Alman düşüncesiyle haşır neşir olmuş herkesin kısa sürede farkına vardığı Almanların Antik Yunanla kurduğu yakın bir ilişki var. Bu özel ilişki, anlattığım Kultur-Zivilisation gerilimiyle derinden bağlantılı. Anlatayım. Antik Yunan geçmiş olsa da, her geçen tarih olmuyor. On sekizinci yüzyılın ortasında Almanlar Antik Yunan'ı keşfettiklerinde, aslında tam da ihtiyaç duydukları modeli buldular. Zira köklü bir değişim istiyorsan bir model bulmalısın; ve bu model halihazırda yaşanmış, geçmişte sahip olduğun bir modelse, o aidiyetlik insana çok daha umut, enerji ve motivasyon veriyor. Global Tarih'le yeniden şaşıralım. Yani bu mesele de yalnızca bize özgü olan bir sey degil. Her köklü değişim, bilhassa da her intikam arayışı, yitip giden bir orijine ihtiyaç duruyor. Dünyanın her yerinde olan şeyler. Bu bağlamda da Antik Yunan, Alman Eski Rejim'inin merkezindeki birkaç kültürel modele karşı koyabilecek bir alternatifti: saray nezaketine, Katolik kilisesine, derinlikten yoksun eski bir bilgiçliğe karşı, ışığın, gerçek asaletin, ruhun ve bedenlerin dünyası. Muazzam, tam zamanında gelen bir keşif. İlginç olan şu: Antik Yunan'ı yücelten iki temel isim, Winckelmann ile Wolf, hayatlarında Yunanistan'a ayak bile basmamıştı. Zaten buna gerek de yoktu. Almanya'nın önde gelen şairleri ve filozofları hızla tutkulu birer Helen hayranına dönüştü. Goethe, Schiller, Hölderlin, Humboldt, Schlegel; hepsi belirli bir biçimde kurgulanmış bir Antik Yunan'ın büyüsüne kapıldı. Ve bu Yunan, siyasi olarak bölünmüş ama kültürel olarak giderek hırslanan bir Almanya için bir model oldu. Almanların Yunan'da gördüğü şey, aslında kendi olmak istedikleri şeydi. Ama ben böyle olmak istiyorum diye çıkmak aşırı iddialı olacağından, "biz" zaten böyleydik diyebilecekleri bir model bulmanın heyecanını yaşadılar. Winckelmann Yunan sanatının eşsiz güzelliğini güzel bir halkın ürünü olarak açıkladı; doğa ile kültürün eşsiz bir uyumu - ki bu iddayı anlamadan Alman'ın doğayla olan ilişkisini de anlayamazsın. Wolf ise Homeros destanlarını ulusal halk şiirinin modeli yaptı ve klasik filolojiyi, din adamı olmayan entelektüellerin bu şiirsel sesin yorumcusu olmasının aracı haline getirdi. Bakın burası muazzam önemli: Yunan, rahiplerin değil, sanatçıların ve filozofların ülkesiydi. Aynı yeni Almanya gibi. Bir başka çarpıcı detay, Antik Yunan özgürlüğünün nasıl yorumlandığı. Alman Helenizmi için Yunan demokrasisi neredeyse tesadüfi bir ayrıntıydı. Kimse buna takılmıyordu, zira geleceği yeniden üretecek olan bu geçmişte bunun çok da bir önemi yoktu. Önemli olan Yunanların içsel özgürlüğüydü: kuralları dışarıdan dayatılmamış, doğadan türetilmiş, bireysel olarak istenmişti. Tıpkı Luther'in Tanrı'nın mutlak iradesiyle bireysel Hıristiyanın özgür iradesini bağdaştırması gibi. Schiller'in muazzam formülü buradan doğuyordu: "Güzellik aracılığıyla özgürlüğe ulaşırız." Siyasi sorunlar estetik araçlarla çözülecekti. Bu estetik gibi gözükse de, elbette en temelinde politik bir hamleydi de. Estetikleştirilmiş Yunan, antik demokratik modelin devrimci potansiyelini etkisiz hale getiriyordu. Fransızlar toplumu önce Bildung gelmeden devrimcileştirmeye çalışmakla hata etmişti; Almanlar ise önce bütün insanın yeniden eğitilmesi, sonra toplumun değişmesi gerektiğini savunuyordu. İşte bu nedenle Alman hala kişisel bilgiler verilirken Prof., Dr. vb. ünvanlar eklenir. Çünkü eğitim Alman için yalnızca bir show değildi. Eğitim-öğretim, yani Bildung, verdikleri mücadelenin kalbiydi. Antik Yunan, devrim bayrağını çekmeden seküler kültürel reform yapmanın yolunu sağladı. Kilisenin yerine sanatı, İncil'in yerine Antik Yunan'ı koyan, içsel derinliği yüzeyin üstünde tutan o aynı Alman yöneliminin bir başka yüzü.

Published: July 1, 2026 20:14

Ortalığı daha da karıştırmak gerekirse, Alman Kultur'unun, Fransız "Medeniyeti"ne karşı açtığı bu "ciddi" savaşla aynı dönemlerde Almanların yaptığı hayati öneme sahip bir başka keşiften bahsetmeden olmaz: Antik Yunan. Alman düşüncesiyle haşır neşir olmuş…