RSS Parrot

BETA

🦜 Kenan Č. / @Kenancamurcu

@nitter.poast.org.kenancamurcu@rss-parrot.net

I'm an automated parrot! I relay a website's RSS feed to the Fediverse. Every time a new post appears in the feed, I toot about it. Follow me to get all new posts in your Mastodon timeline! Brought to you by the RSS Parrot.

---

Twitter feed for: @Kenancamurcu. Generated by nitter.poast.org

Your feed and you don't want it here? Just e-mail the birb.

Site URL: nitter.poast.org/Kenancamurcu

Feed URL: nitter.poast.org/kenancamurcu/rss

Posts: 152

Followers: 4

Bazen şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemiyorum. Panetta'nın bariz biçimde savaşı büyütmek ve yaymak isteyen lobi namına operasyon yaptığını, bu nedenle İran'ın Hürmüz'ü kontrol ettiğini söylediğini anlamak bana mı çok basit ve kolay görünüyor? Sadece dün gece İran'ın en az 7 şehrinde hiçbir engelle karşılaşmaksızın Devrim Muhafızları tesislerinin tümü bombalanmışken Amerikalılar Hürmüz'ü mü kontrol edemiyor?

Published: July 24, 2026 18:35

Bazen şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemiyorum. Panetta'nın bariz biçimde savaşı büyütmek ve yaymak isteyen lobi namına operasyon yaptığını, bu nedenle İran'ın Hürmüz'ü kontrol ettiğini söylediğini anlamak bana mı çok basit ve kolay görünüyor? Sadece dün…

1800'lerde alfabe değişikliği zaten konuşuluyordu. 1850'de Ahmet Cevdet Paşa Latin alfabesine geçmek gerektiğini yazdı. Bir sürü önemli insan bahsetti bundan. Abdülhamit uygulamayı düşündü bile. Cumhuriyete gelene kadar alfabe meselesi yeterince olgunlaşmıştı. Buna ideolojik devrim falan demek uydurma Filistin halkı, tarihi gibi bir şey. Osmanlı coğrafyasında kaç kişi okuma yazma biliyordu da alfabe değişince bir anda cahil kaldılar? Türkçe'yi Arap harfleriyle okuyup yazınca İslam kültür ve medeniyet birikimiyle nasıl bağ kurulmuş oluyor? Birisinin, sırf Arap harfleriyle Türkçe okuyup yazıyor diye Arapça, Farsça ve medeniyeti üreten diğer dilleri de anlayacaklarını iddia etmek saçmalık. Hele Türkçe'yi Arap alfabesiyle okuyup yazmayı bırakınca Kutsal Kitap'la (Kuran) bağın koptuğu iddiasının aklı başında bir izahı var mı? Alfabe değişikliği rasyonel bir karar. Hayali iddialarla buna savaş açmak meczupluk.

Published: July 24, 2026 18:29

1800'lerde alfabe değişikliği zaten konuşuluyordu. 1850'de Ahmet Cevdet Paşa Latin alfabesine geçmek gerektiğini yazdı. Bir sürü önemli insan bahsetti bundan. Abdülhamit uygulamayı düşündü bile. Cumhuriyete gelene kadar alfabe meselesi yeterince…

R to @Kenancamurcu: Kaderin değil, çaresizliğin teğet geçtiği hayatlar var. Bir tutamak, bir nefes, bir mucize kadar yakın ölüme. Buna kılpayı yaşamak denir. Kılpayı hayatlar bunlar. Teistler bu hayatın takdir edilmiş bir kader olduğunu söylüyorsa Tanrıya zalimlik atfediyor demektir. "İnsana göre sefalet, Tanrıya göre belki mükemmellik" denildiğinde sorunu Tanrı lehine çözdüğünü zanneden teizmin akla, mantığa, ahlaka uygun bir tarafı yok.

Published: July 24, 2026 17:57

Kaderin değil, çaresizliğin teğet geçtiği hayatlar var. Bir tutamak, bir nefes, bir mucize kadar yakın ölüme. Buna kılpayı yaşamak denir. Kılpayı hayatlar bunlar. Teistler bu hayatın takdir edilmiş bir kader olduğunu söylüyorsa Tanrıya zalimlik atfediyor…

R to @Kenancamurcu: Amerika'nın 11 Eylül'ü hakettiğini söyleyen İslamcı, Demokratik Parti'nin Kongre adayı şu anda. Diğer müslüman radikaller de Amerika'nın kahrolmasını, ölmesini dileyen sloganları dillerinden düşürmüyor. Kendilerine "demokratik sosyalist" diye bir etiket uydurmuş İslamcılar, solcuları kandırabiliyor, liberalleri, Demokratları oluşturan kesimleri kandırıyor ve oylarını alıyor. Sırf Cumhuriyetçilere gıcık oldukları için İslamcılara sistemi emanet etmeye hazırlar. Fakat bu kaos, düdüklü tencereyi patlama noktasına kadar kaynatmış durumda. Her an Amerika'nın sessiz çoğunluğu patlayabilir. İslamcılar, tereyağından kıl çeker gibi rahatlıkla koltuklara oturuyor olmanın rehavetiyle gidişatı göremiyor. İsyan patladığında mağduriyet öyküleri yazmalarının işe yaramayacağını kestiremiyorlar.

Published: July 24, 2026 15:35

Amerika'nın 11 Eylül'ü hakettiğini söyleyen İslamcı, Demokratik Parti'nin Kongre adayı şu anda. Diğer müslüman radikaller de Amerika'nın kahrolmasını, ölmesini dileyen sloganları dillerinden düşürmüyor. Kendilerine "demokratik sosyalist" diye bir etiket…

Videodaki Mısırlı araştırmacı, İbrahimi dinlerdeki "arkeolojik Alzheimer"ı değerlendirmiş. Tabir @MOHAMED54147318'in. Güçlü bir ifade. Bir zamanlar dünyaya İslamcılık ihraç eden Mısır, şimdi eleştirel düşüncenin çarpıcı örneklerini sunuyor. Mısır, İhvancılığın doğduğu yer. İslamcılık oradan dünyaya yayıldı. Ezher'in etkisi tabii ki var. Ama galiba ondan ziyade Kavalalının reformculuğu, anayasa hareketi, dinde ıslahat girişimleri iyi bir gelenek oluşturdu. Şimdi de din kültürüne eleştirel bakış Mısır'dan Arap dünyasına dalga dalga yayılıyor. Osmanlı devletinde anayasa hareketi Tunus, İran ve Mısır'la eşzamanlı yürüdü. Cumhuriyetle de açık ara öne geçti. Fakat şu andaki iktidarıyla Türkiye, İslam dünyasındaki aydınlanmanın bir asır gerisinde. Bu yetmezmiş gibi bir de "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, dini değerleri aşağılama" kanunu var, dudağını kıpırdatana ceza yağıyor. Düşünün, hiçbir dini eğitimi olmayan genç bir savcı, dini değerlerin aşağılandığına hükmedip tutuklama talebiyle hakimin karşısına çıkarıyor insanları. Komünistler için 141 ve 142, İslamcılar için de 163. madde vardı 30 sene önce. Bugün TCK 216'nın gördüğü işe istihdam edilmişti o maddeler. Ben 40 sene önce 163'ten soruşturma geçirdim. 1990'da da Kürt meselesiyle ilgili bir röportaj nedeniyle 142'den soruşturma geçirdim. Adliyedeki katip "komünist misin?" demişti. İslamcıyım dediğimde kafası karıştı biraz.🙂 Şimdi de TCK 216 kapsamında ifade verdim. Bakalım ne çıkacak? Türkiye'nin böyle davranarak mesafe alması mümkün mü? Bir de dekolonizasyon toplantısı yapıyorlar ve orada Türkiye'de üretilen bilginin Batılı bilginin yerine geçmesi hedefinden bahsediyorlar. Komik tabii ki. Neyse. Videoyu yayınlayan Muhammed, takdim yazısında diyor ki: "Antik uygarlıklar, ürün hasadından sürme tarifine kadar her şeyi kaydettiler; ama sıra büyük İbrahimi olaylara gelince bir anda 'arkeolojik Alzheimer'a yakalandılar! İşin komik yanı, delil sorduğunda sana 'belagat meydan okuması' derler... Yani Tolkien 1200 sayfalık çelişkisiz ve sağlam bir kurgu yazdı diye Frodo'ya mı tapmamız gerekiyor?" *** Videodaki araştırmacının söyledikleri yabana atılır şeyler değil. Sadece inançlıların değil, inançsız bile olsalar kültür tarihi üzerine çalışanların bu konuda araştırma yapması gerek. Şöyle demiş: Çok garip bir şey var. İbrahimi dinler insanlığın yaklaşık yarısını temsil ediyor. Ve bu dinlerin şahsiyetlerinden herhangi birine ait gerçek, somut ve kanıtlanmış arkeolojik bir kalıntı ararsanız, hiçbir şey bulamazsınız. Tek bir maddi delil bile yok! Yani, bazı peygamberlerle aynı dönemde yaşadığı varsayılan antik uygarlıklara bakarsanız... Örneğin Firavunlar. Onların sayısız arkeolojik kalıntısı vardır, hepsi somut kanıtlarla doludur. Firavunlar her şeyi detaylarıyla yazmışlar: Ne yerlerdi, ne giyerlerdi, süslerini, sürmelerini, makyajlarını... vb. Hatta Firavunlardan da önceki medeniyetlere, örneğin Sümerlere bakarsanız, her şey hakkında aynı detaylara ulaşırsınız. Dinlerin şahsiyetleri hariç! Onların gerçekten var olduğuna ve yaşadığına dair tek bir delil bile yok. Kardeşim, kadının erkek mi kız mı doğuracağını nasıl anladığına varana kadar her detayı yazan Firavunların; İbrahim, Musa, Yusuf ve diğerleri hakkında tek bir harf bile yazmayı unutmuş olmaları mümkün mü? Örneğin Musa ile Firavun'un hikayesi... Bu çok büyük bir olay! Firavunlar her şeyi yazıp da bu kadar büyük bir olayda Musa'dan hiç bahsetmemiş olabilirler mi? Anlamak istediğim şey şu: İnsanlar neye dayanarak tüm bunlara inanıyor? Deliliniz nerede? Cevabı olmayan bu soruyu sorduğunuzda, karşınıza hep o tekrar eden tek cevabı verirler. Biri çıkar ve der ki: 'Delil, kitaplardaki mucizedir.' Biri gelip der ki: 'Tevrat, İncil veya Kur'an gibi bir kitap yazabilen birini gördün mü?' Canım benim, din kitaplarında mucize falan yok. Bunların %90'ı aktarılan hikayelerdir. İnsanların hikayelerini anlatıyorlar, hepsi bu; mucizevi kitaplar değiller. Ayrıca 'Kimse bu kadar muhteşem ve bu hacimde bir kitap yazamadı' demek istiyorsan, sana anlatayım: İncil (Eski ve Yeni Ahit) toplamda 1800 ile 2000 sayfa arasındadır. Kur'an 600 ile 700 sayfadır. Tevrat ise hepimizin bildigi gibi Eski Ahit'tir. Peki, Yüzüklerin Efendisi filmini biliyor musun? Ki kendisi aslında bir romandır. Bu roman yaklaşık 1200 sayfadır. Okumaya başladığında, romandaki o doğru ve düzenli kurgudan, hikayenin tüm yönlerindeki detaylardan büyülenirsin. Ya da sana daha büyüğünü söyleyeyim: Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde adında bir romanı vardır. Bu romanın hacmi 3000 sayfadır! Yine aynı şekilde, harika ve muazzam bir kurgu. Yani dini kitapların mucizevi olduğu iddiası gerçeklerden çok uzaktır. Bu kitapların hepsi akıl almaz derecede çelişkilerle doludur. Size Yüzüklerin Efendisi hikayesini okumanızı tavsiye ederim. Mantıklıdır kardeşim, içinde çelişki yoktur. Ama sakın onu çok fazla ciddiye alıp Yüzüklerin Efendisi dünyasına inanmaya kalkmayın; bu sadece bir hikayedir. Sizi uyarıyorum, çünkü bu konuda sabıkanız olduğunu biliyorum! Selametle.

Published: July 24, 2026 15:09

Videodaki Mısırlı araştırmacı, İbrahimi dinlerdeki "arkeolojik Alzheimer"ı değerlendirmiş. Tabir @MOHAMED54147318'in. Güçlü bir ifade. Bir zamanlar dünyaya İslamcılık ihraç eden Mısır, şimdi eleştirel düşüncenin çarpıcı örneklerini sunuyor. Mısır,…

İran Devrim Muhafızları, Trump'ın Körfez'deki İran adalarını işgal edeceği açıklaması üzerine denizde gövde gösterisi yapmış. "Geleceğin varsa göreceğin de var ey Trump" demişler. Şaka şaka. Amerika hava operasyonuna başladığından beri ortada bir tane bile Devrim Muhafızı yok. Komutanları kaya dağın 100 m. altındaki sığınakta takılıyor. Askerler de sivil kıyafetleriyle evlerinde falan. Öldürülürlerse siviller öldürülmüş olacak. Aşağıdaki video da acele gelmiş bir AI işi. Eller hem denizde sallanıyor, hem de tüfekte tetikte falan. Sipah'ın demoralizasyon seviyesi böyle. Bir de ellerindeki yetişmiş elemanlar hafif tertip kendilerini unutturmaya yönelmişler.

Published: July 24, 2026 14:17

İran Devrim Muhafızları, Trump'ın Körfez'deki İran adalarını işgal edeceği açıklaması üzerine denizde gövde gösterisi yapmış. "Geleceğin varsa göreceğin de var ey Trump" demişler. Şaka şaka. Amerika hava operasyonuna başladığından beri ortada bir tane…

R to @Kenancamurcu: Filistin endüstrisinin yalanları o kadar absürt, tuhaf, acayip, saçma ki o yalanı çürütmek için aynı saçmalıkta cevaplar verilmek zorunda kalınıyor. Mesela renklendirilmiş şu fotoğraf 1800'lerdenmiş. Yani Yahudiler 3 bin yıldır hep oradaydı, her sürgünden sonra döndüler. Osmanlı devleti zamanında hem yerli Yahudiler hem de Müslüman ülkelerde azınlık olarak yaşayan ziyaretçi Yahudiler Batı Duvarı'na gidip ibadetlerini yapıyordu. Başka toplumların arasında azınlık olmanın yol açtığı binbir bela, sıkıntı, zorluk nedeniyle imparatorluklar çağının sonuna yaklaşıldığı 19. yüzyılda kendi devletlerinde hür yaşamak istediler. Ürdün Kralı Abdullah, Arap isyanının lideri Faysal, hepsi bunun makul bir talep olduğunu teyit etti ve destekledi. Şurada detayı var: https://x.com/Kenancamurcu/status/2065804518424535085 Ama hastalıklı Yahudi nefretiyle İngilizlerin Kudüs Müftüsü Emin el-Hüseyni ne yaptı etti, fitne fesatla, tahrikle ve Yahudileri katlederek çatışma çıkarmayı başardı. Bir daha da başa dönülemedi. Sovyetler Birliği "Filistin davası" üretip dünyadaki sol hareketleri buna seferber edince sorun kronikleşti. İran devriminden sonra "Filistin davası" dinselleşince iş iyice içinden çıkılmaz hale geldi. Mevzu bundan ibaret.

Published: July 24, 2026 09:08

Filistin endüstrisinin yalanları o kadar absürt, tuhaf, acayip, saçma ki o yalanı çürütmek için aynı saçmalıkta cevaplar verilmek zorunda kalınıyor. Mesela renklendirilmiş şu fotoğraf 1800'lerdenmiş. Yani Yahudiler 3 bin yıldır hep oradaydı, her sürgünden…

Özgür Özel CHP'den istifa etmiş ve ana muhalefet partisi olacak kadar milletvekiliyle birlikte Yeni Parti'ye katılmış. CHP'nin "AK Parti"si doğmuş oldu. Tarih tekerrür ederse Özel'i Gül farzetmeliyiz, cezaevindeki Ekrem İmamoğlu da serbest kaldığında yeni Erdoğan olacak. CHP ise Saadet Partisi'ne dönüşecek. Tarih tekerrür etmezse AK Parti'nin başına Hakan Fidan'ın geçtiği senaryoda siyaset, sağ/muhafazakar demokratlar ile sol/seküler demokratlar arasında iki partili sisteme doğru evrilebilir. Türkiye'nin tekrar eski usül parlamenter sisteme dönmesi meşakkatli olacağından (Özel-İmamoğlu tarafı da bunu istemez) siyasi rejimi Fransız tipi başkanlık sistemine dönüştürmede mutabakat sağlanabileceği görünüyor.

Published: July 24, 2026 08:50

Özgür Özel CHP'den istifa etmiş ve ana muhalefet partisi olacak kadar milletvekiliyle birlikte Yeni Parti'ye katılmış. CHP'nin "AK Parti"si doğmuş oldu. Tarih tekerrür ederse Özel'i Gül farzetmeliyiz, cezaevindeki Ekrem İmamoğlu da serbest kaldığında yeni…

İran rejiminin can çekiştiğini söyleyen umutlu İranlılar var. Rejimin şu anki sahiplerinin hepsi tünellere kaçmış. Giriş çıkışlar tahrip edilirse sığınakları mezarları olacak. Şu videoyu yayınlayan diyor ki "Bu adamın yaptığının ne olduğunu anladığımdan beri ben artık eski ben değilim." Mazenderan bölgesinde halk arasında hala yaşatılan mitolojik bir gelenek var. Firdevsi'nin Şehname'sinden bir öykü bu. Adaletin, iyiliğin ve zafere ulaşan direnişin simgesi Feridun, demirci Kave'nin (Kawa) başlattığı isyanı sürdürerek zalim hükümdar Dahhak’ı devirmiş ve Demavend Dağı'nda zincire vurmuş. İnsanlar bu gurur verici haberi çevre şehirlere duyurmak için geven çalısını (bute-yi geven) ateşleyip başlarının üstünde çevirmişler. Bu gelenek Mazenderan’da, özellikle Bandpey, Sevadkuh ve Amol’da nesilden nesile, kulaktan kulağa aktarılarak günümüze kadar gelmiş. Rejimin zincire vurulmaya yaklaştığı müjdesiyle İranlılar dağlarda 'bute-yi geven' canlandırması yapıyor.

Published: July 24, 2026 06:01

İran rejiminin can çekiştiğini söyleyen umutlu İranlılar var. Rejimin şu anki sahiplerinin hepsi tünellere kaçmış. Giriş çıkışlar tahrip edilirse sığınakları mezarları olacak. Şu videoyu yayınlayan diyor ki "Bu adamın yaptığının ne olduğunu anladığımdan…

Bilgiyi Batısızlaştırmayı ve adı geçen Müslüman şehirlerde üretilen bilgiyi onun yerine geçirmeyi öneren metni kim yazdı acaba? Cumhurbaşkanının kızına böyle şeyler söyletip kendi meczup dünyasına resmiyet kazandırmış olan metin yazarının kim olduğunu gerçekten merak ediyorum. Becayişin siyasi kudret ve hakimiyetten ibaret olduğu halihazırdaki örneklerle ayan beyan ortadayken metin yazarı gerçekten bilgiyi kastetmiş olamaz. Gazze'de hangi bilgi üretiliyor da insanlık bundan mahrum kalmakla büyük bir talihsizlik yaşıyor? Sayılan şehirlerde dikkat çekici hangi bilgi var ve Batının bilgi iktidarı yüzünden farkedilmiyor? Batıda bilginin sınırlarına geldiğini kim söylüyor? Söyleyen, bu lafını nasıl kanıtlıyor? Batıdan bilgi ve onun teknolojik tezahürleri gelmese anında taş devrine döneceklerin böyle hülyalı laflar etmesini ancak mütebessim izleyebiliriz. Batılılar öyle yapıyor zaten. Ayrıca bilgi, "siz sıranızı savdınız, şimdi sıra bizde, çekilin kenara" denilecek bir alan değil. Batılılar, 12. yüzyıla kadar Müslüman bilim insanlarının dünyadan derleyip toparladığı bilgiyi onlardan miras alıp bugünkü seviyesine getirdi. Müslümanlar o sırada ve sonrasında bu bilgiyi üreten Müslüman düşünürleri zındıklıkla suçluyordu ve eğitim müfredatından kökünü kazıdılar. Şu anda bile Türkiye, bilgi üretenleri "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" başlığı altında suçlayıp mahkum ediyor. Şu haliyle mi Batının bilgi makamına talip? Batı her türlü bilgiye sınırsız özgürlük tanıdığı için hiçbir zaman limitlerine dayanmayacak. Müslüman ülkeler de bilgiye sınırsız özgürlük vermedikçe bu alanda hiçbir varlık sahibi olamayacak.

Published: July 24, 2026 05:23

Bilgiyi Batısızlaştırmayı ve adı geçen Müslüman şehirlerde üretilen bilgiyi onun yerine geçirmeyi öneren metni kim yazdı acaba? Cumhurbaşkanının kızına böyle şeyler söyletip kendi meczup dünyasına resmiyet kazandırmış olan metin yazarının kim olduğunu…

İranlı Yahudiler, Yeruşalayim'de Tapınak'ın (Süleyman Mabedi) yıkılmasının 1958. günü olan Av'ın Dokuzu'nda bir araya gelmiş. Şii kültürün diliyle söylersek "tasua" yas töreni. Ağıtın Farsça kısmı şöyle: "İsrail’in kardeşleri, dinleyin: Bugün keder, feryat ve matem günüdür. Yüceler yücesi, göklerin merhametli Rabbi, Yüce Tanrı dualarımızı merhametle kabul etsin. Ey İsrail halkı, babalarımız ve analarımız, dinleyin: Bugün, kutsal mabedimizin ve gururumuzun elimizden alınmasının üzerinden tam 1958 yıl geçti. Yüreğimizin sevinci son buldu, oyunlarımız ve danslarımız mateme dönüştü. Eyvahlar olsun bize, çünkü günah işledik! Başımızın tacı yere düştü; yazıklar olsun bize, çünkü hata ettik..." *** İbro-Farsi ve İbro-Arabi kültür dünyasına aşinayım. Bu iki damarı kendi kültür havzamız itibariyle daha yakın buluyorum. Tehran ve Fauda dizileri bu akrabalığı çok güzel anlatıyorlar. İbro-Farsi ve İbro-Arabi kültür evreni, onların mirasçısı İslam'ı doğru anlamanın yolu yordamı.

Published: July 24, 2026 04:47

İranlı Yahudiler, Yeruşalayim'de Tapınak'ın (Süleyman Mabedi) yıkılmasının 1958. günü olan Av'ın Dokuzu'nda bir araya gelmiş. Şii kültürün diliyle söylersek "tasua" yas töreni. Ağıtın Farsça kısmı şöyle: "İsrail’in kardeşleri, dinleyin: Bugün keder,…

R to @Kenancamurcu: Rubio'nun takımı, Ürdün ve Irak'taki ABD üslerine saldırıda ölen 4 Amerikan askeriyle ilgili olarak Lavrov'u köşeye sıkıştıran soruya izin vermiş. Moskova, İran'la işbirliği yapmadığını söylemeye gelmiş sanırım. Toplantıdan öne Rubio'ya sorulmuş: "Bugün Dışişleri Bakanı'na Rusya'nın ABD birliklerinin hedef alınmasına yardım etmesi hakkında soru soracak mısınız? Rusya, İran'ın Amerikalıları hedef almasına yardım ediyor mu?" Rubio sessiz kalmış. Toplantının sert geçeceğinin işaretini vermiş. Yine bir gazeteci bu sorunun ardından "Sayın Lavrov, Rusya ne zaman Ukrayna'yı bombalamayı durduracak?" sorusunu sormuş. İki soru bağlantılı ve toplantının ana gündemi. Lavrov da neler yaşanacağını anlamış, ilgisiz görünmeye çalışmış: "Bir kez daha söyler misiniz?" Muhtemel soru şu: Tehran'ın, Rusya'nın Ukrayna'yı bombalamasına füze ve drone desteğiyle yardım ettiği gibi Rusya da ABD üslerini bombalamada İran'a yardım ediyor mu? Bunun cevabı Trump'ın Ukrayna politikasına yön verecek. Bir süredir Moskova'da Putin'in devrilme korkusuyla paranoya seviyesinde güvenlik protokolünü uygulamaya geçirdiği haberleri geliyor. (Video: @LauraLoomer)

Published: July 24, 2026 04:21

Rubio'nun takımı, Ürdün ve Irak'taki ABD üslerine saldırıda ölen 4 Amerikan askeriyle ilgili olarak Lavrov'u köşeye sıkıştıran soruya izin vermiş. Moskova, İran'la işbirliği yapmadığını söylemeye gelmiş sanırım. Toplantıdan öne Rubio'ya sorulmuş: "Bugün…

R to @Kenancamurcu: Yahudiler İslam yönetimi altında zımmî olarak yaşarken, Müslümanların, Yahudilerin Tapınak Tepesi ile olan bağını kabul etmekle ilgili hiçbir sorunu yoktu. Oraya İbranice Beit HaMikdaş'ın Arapçası olan Beytülmakdis adını verdiler. Bu durum, apaçık bir tarihsel gerçek olarak kabul ediliyordu. Örneğin, 1925 yılında Yüksek Müslüman Konseyi, Harem-i Şerif için bir rehber kitap yayımladı. Sayfa 4'te şöyle yazıyordu: “Bu alan, dünyadaki en eski alanlardan biridir. Kutsallığı en eski zamanlara dayanmaktadır. Süleyman Mabedi’nin bulunduğu yerle aynı yer olduğu tartışmasızdır.” Yüzyıllar boyunca ana akım Müslüman görüşü buydu. Tapınak Tepesi, antik Yahudi Tapınağı'nın bulunduğu yer olarak tanınıyordu. Ortada bir inkâr veya Yahudi tarihini silme çabası yoktu; çünkü Yahudiler İslam egemenliği altındaydı, egemenlikleri yoktu ve bu nedenle siyasi bir tehdit oluşturmuyorlardı. Ancak Osmanlı Hilafeti'nin çöküşü ile birlikte İngiliz ve Fransız yönetimi altında ulus devletlerin ortaya çıkışıyla her şey değişti. Yahudi egemenliği fikri -yani Yahudilerin kendi atalarının topraklarında kendilerini yönetmesi- mümkün hale geldiğinde, İslam dünyası artık Yahudi tarihinin kabul edilmesine tahammül edemez oldu. İşte Yahudi tarihinin modern dönemdeki inkârının başlamasının, Filistin kimliğinin inşa edilmesinin ve Müslümanların aniden Yahudilerin bu topraklarla olan bağını inkâr etmeye başlamasının nedeni budur. (Kaynak: @DanBurmawy)

Published: July 24, 2026 04:06

Yahudiler İslam yönetimi altında zımmî olarak yaşarken, Müslümanların, Yahudilerin Tapınak Tepesi ile olan bağını kabul etmekle ilgili hiçbir sorunu yoktu. Oraya İbranice Beit HaMikdaş'ın Arapçası olan Beytülmakdis adını verdiler. Bu durum, apaçık bir…

R to @Kenancamurcu: Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan, Yeruşalayim'in adını Medinetu'l-Kudüs olarak değiştirmesine rağmen Müslümanlar bu adı hiç kullanmadı. Beytu'l-Makdis dediler hep. İbranice Beit HaMikdaş'ın Arapça'ya tercümesiyle. Endülüslü meşhur coğrafyacı Ebu Ubeyd el-Bekri, Mu'cem'inde diyor ki: Es-Sahra (Kaya), Beytü'l-Makdis'dir. [Süleyman Mabedi yani. KÇ]. Ebu Ubeyde'den rivayet edildiğine göre: Ömer b. el-Hattab'ın (...) yanında Ka'b el-Ahbâr vardı. Ömer ona: "Ey Ebu İshak! Sahra'nın [Kaya'nın] yerini biliyor musun?" diye sordu. Ka'b: "Cehennem vadisine bakan duvardan şu kadar arşın ölç, sonra kaz, onu bulacaksın" dedi. Bu nedenle Müslümanlar yüzyıllar boyunca buraya, İbranice Beit HaMikdash (“Kutsal Tapınak / Yahudi Tapınağı”) ifadesinin Arapça çevirisi olan Beytülmakdis (بيت المقدس) dediler. 10. yüzyılda yaşamış Müslüman coğrafyacı el-Makdisî (kelime anlamıyla “Beytülmakdisli”), bu ifadeyi şehrin adı olarak kullanmıştı. Hatta erken dönem İslami kaynaklar Kubbetü's-Sahra'nın (Ömer Mescidi) kendisine bile Beytülmakdis diyordu. Nuba'da (Hebron / el Halil yakınlarında) bulunan 1.000 yıllık Arapça yazıt, bunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlıyor: “Bu bölge (...) Müminlerin Emiri Ömer bin Hattab tarafından adandığı şekliyle, Beytülmakdis Kayası'na (...) vakfedilmiştir." Filistincilik, Müslümanların kendi bilgisini bile tarihten sildi, unutturdu, onun yerine kendi uydurma tarihini yazdı. Müslümanlar kendi ellerindeki tarihi bile inkar ediyor yani. Şu an uydurma isimle adına "Mescid-i Aksa" denilen yapı ve o alandaki her şey, Yahudi Tapınağı'nın tüm arazisi gaspedilerek Süleyman Mabedi'nin kalıntıları üzerine inşa edildi. Üstelik inşa ettikleri mabede Yahudi Tapınağı'nın adını (Beytülmakdis) verdiler. (Kaynak: @CptAllenHistory)

Published: July 24, 2026 04:02

Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan, Yeruşalayim'in adını Medinetu'l-Kudüs olarak değiştirmesine rağmen Müslümanlar bu adı hiç kullanmadı. Beytu'l-Makdis dediler hep. İbranice Beit HaMikdaş'ın Arapça'ya tercümesiyle. Endülüslü meşhur coğrafyacı Ebu Ubeyd…

R to @Kenancamurcu: İran rejiminin üstüne bombalar yağıyor. Ülkenin aynı anda birçok şehrinde Devrim Muhafızları'nın hedefleri vuruluyor. Mobil füze rampaları otoyollarda seyir halinde imha ediliyor. Önemli isimlerin tamamı yeraltında tünellerde. Rejim füze fırlatamaz hale getirildi. Birkaç gün öncesine kadar Trump'ın başına konan ödülün dev pankartını dolaştıran rejim yanlıları sokaklardan çekildi. Öfkeli ve coşkulu protestolardan eser yok. Gece mitingleri bıçak gibi kesildi, o mitinglerde ateşli konuşmalar yapan rejimin Batılı dostları ortadan kayboldu. Son durumu detaylı tasvir eder haber şöyle: Jesse Watters: Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'a yıkıcı darbeler indiriyor. Hedefler arasında füze ve İHA tesisleri, kıyı gözetleme sahaları ve hava savunma sistemleri yer alıyor. B-1 bombardıman uçakları, ateşkesin sağlanmasından bu yana ilk kez mollaların üzerine kabus gibi çöktü. 2.000 poundluk (yaklaşık 900 kg) bombalarla yüklü uzun menzilli savaş uçakları ses hızında uçuyor. Elektronik harp uçakları da operasyon bölgesine sevk edildi. Maine'den havalandılar, İngiltere'de mola verdiler. Düşmanın haberleşmesini, radarlarını ve navigasyonunu karıştıracaklar. Bu uçaklar sadece gerçek bir çatışma olduğunda devreye girer. İran durumu fark ettiğinde, İngiliz üssünü bombalamakla tehdit etti. Bol şans! F-16 "Wild Weasel" (Vahşi Sansar) uçakları tekrar iş başında. Sloganları: "İlk giren, en son çıkan." Düşman bölgesine uçarsınız, radarları tespit eder, imha eder ve diğer herkes için savaş alanını temizlersiniz. Trump intikam istiyor. Marco Rubio: Dışişleri Bakanları Araghchi, geçen gün politikalarının "göze göz" olduğunu söyledi. Başkanın politikası ise "göze karşılık kafa". Yani dürüst olmak gerekirse durum bu olacak. Çok ağır bir bedel ödeyecekler. Jesse Watters: Marco, mollaların dize geldiğini ve nefes alan herhangi birinden kendilerini kurtarması için yalvardıklarını söylüyor. Marco Rubio: Umarım dururlar. Gerçekten bunu yapmamalılar. İranlılar tarafından bu işe çekildiler, kandırıldılar. Biliyorsunuz, Husiler genel olarak akıllı davranıp çatışma boyunca tüm bunların dışında kaldılar. Ama şimdi görünüşe göre Suudi Arabistan'ın ve onların gemilerinin peşine düşerek bu tuzağa çekildiler. Bu arada, birkaç saat önce okuduğum raporlara göre Çin bayraklı bir Suudi yakıt gemisi var, yani Çin gemisi. Çin gemisini patlatacaklar mı ve bu Çin için bir sorun haline mi gelecek? Bu tüm dünya için bir sorun haline gelecek. Jesse Watters: Bu durum ikinci bir cephe açabilir. Husiler Kızıldeniz'i abluka altına aldıklarını iddia ediyorlar ama durum öyle değil. Yine de bazı tankerleri vurdular. Bunlardan biri Suudi gemisiydi ve şu an denize petrol sızdırıyor. Bu durum ticareti aksatabilir. Bugün petrolün varil fiyatı 100 doları aştı. Başkomutan diyor ki: Eğer İran veya vekilleri bir gemiyi vurursa, tamir masrafları onların cebinden çıkacak. Dondurduğumuz tüm paralarını, delikleri kapatmaları için doğrudan gemi şirketlerine aktaracağız. Trump, İran'a karşı "Destansı Öfke" (Epic Fury) operasyonundan bile daha büyük, devasa bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyor. İsrail'in de katılabileceğini ama şu an onlara ihtiyacımız olmadığını söylüyor. Ve az önce gelen bir haber: Avrupalı diplomatların İran büyükelçiliklerini tahliye ettiğini öğreniyoruz. Bir şeyler biliyor olmalılar. Şimdi aniden İran masaya geri dönmek istiyor. Ancak Başkan "Hayır" diyor. Alıntı yapıyorum: "Henüz yeterince acı hissetmediler." Marco Rubio: İran bize yalvarıyor. Hem doğrudan hem de dolaylı olarak: "Bir anlaşma yapalım, konuşalım" diyorlar. İran her gün yalvarıyor. İran ile ilgili sorun şu: Ne zaman bir anlaşma yapsalar, oradaki yetkililer ya anlaşmayı bozuyor ya da değiştirmek istiyor. Dolayısıyla bir anlaşma yapmaya hazır görünmüyorlar. Bu yüzden bedel ödemeye devam edecekler. Ve her gece ödeyecekleri bedel daha da yükseliyor. Şu an yaşanan şey tam olarak bu.

Published: July 24, 2026 03:42

İran rejiminin üstüne bombalar yağıyor. Ülkenin aynı anda birçok şehrinde Devrim Muhafızları'nın hedefleri vuruluyor. Mobil füze rampaları otoyollarda seyir halinde imha ediliyor. Önemli isimlerin tamamı yeraltında tünellerde. Rejim füze fırlatamaz hale…

Böyle çok sayıda mesaj, yorum, haber görüyorum. Dışarısı Hakan Fidan'ın cumhurbaşkanlığını satın almış gözüküyor. İsrail konusunda baş ağrıtacak çıkışı yapmak zorunda kalması veya bırakılması muhtemelen önünü kesmek için yapılmış bir sabotajdı. O da "liderini kollayan en yakın adam" imajını korumada başka seçeneği olmadığı için bilerek tuzağa sürdü aracını. Fakat fırtına geçip ortalık sakinleşince ilk işi bu hasarı telafi etmek oldu. İşe yaradı mı bilmiyoruz. Kesin olan şu ki, Türkiye Erdoğan sonrası için ona hazır. Öyle anlaşılıyor ki dışarısı da hazır.

Published: July 23, 2026 21:20

Böyle çok sayıda mesaj, yorum, haber görüyorum. Dışarısı Hakan Fidan'ın cumhurbaşkanlığını satın almış gözüküyor. İsrail konusunda baş ağrıtacak çıkışı yapmak zorunda kalması veya bırakılması muhtemelen önünü kesmek için yapılmış bir sabotajdı. O da…

Gazeteci, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'a sormuş: "Rusya, İran'ın ABD askerlerini hedef almasına yardım ediyor mu?" Lavrov da "Saç modelin hoş" cevabını vermiş. RT bu diyalogtan Lavrov'un renk vermediği ve bir sonraki hamlesini asla belli etmediği sonucunu çıkarmış. Öncelikle soru hileli. Gazeteci, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarında varsayılanı "ABD askerlerini hedef alma" şeklinde kayıt altına alıyor. Bunu Lavrov'a söyleyerek de Rusya'nın İran'a askeri amaçlı destek olduğu yönünde PR yapıyor. Bu PR'ın piyasası, elbette ki İran rejimi ve onun küresel yandaş kitlesi. Oysa Rusya, ne 12 günlük savaşta ne de 40 günlük savaşta İran'a destek verdi. Tamamen olayın dışında kalmaya özen gösterdi. İranlı muhalifler, Rusya'nın İran'ı sattığını anlattı uzun uzun. Hatta Ahmedinejad 2022'de Hamenei'yi uyarmıştı: "Beyefendi (Trump) tam şu anda gitti ve Ukrayna ile takas yaptı. Bilgim olduğu için söylüyorum. Elbette uyarıyorum; ülke yetkililerine tehlikeyi haber veriyorum. Uyanık olun! Savaş tehlikesi kapıda, saldırı tehlikesi kapıda; bu kadar gamsız olmayın." İranlı gazeteci Puriya Zeraati de dedi ki: "İsrailli bir yetkili bana şunları söyledi: Ruslar, savaş boyunca İslam Cumhuriyeti'nin mükerrer taleplerine rağmen rejime kayda değer hiçbir yardımda bulunmadı." https://x.com/Kenancamurcu/status/2042137762724188197

Published: July 23, 2026 20:51

Gazeteci, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'a sormuş: "Rusya, İran'ın ABD askerlerini hedef almasına yardım ediyor mu?" Lavrov da "Saç modelin hoş" cevabını vermiş. RT bu diyalogtan Lavrov'un renk vermediği ve bir sonraki hamlesini asla belli etmediği…

R to @Kenancamurcu: Amerikalı Yahudilerin 1940 senesinde düzenlediği bir etkinlik: "Filistin'in özgürlüğü için". Etkinliği düzenleyen, Amerikan Siyonist Örgütü. İngiliz Mandası döneminde Yahudi devleti kurularak Filistin'in özgürlüğüne kavuşmasını istiyorlar. Çünkü Sovyetler Birliği'nin istihbarat servisi KGB, 60'lı yıllarla birlikte, yetiştirdikleri Arafat'ı başına geçirip "Filistin ulusu" diye bir icat çıkarmadan önce Filistin, Yahudi vatanı anlamına geliyordu. Bu nedenle Araplar Filistin adını hiç kullanmadı.

Published: July 23, 2026 20:16

Amerikalı Yahudilerin 1940 senesinde düzenlediği bir etkinlik: "Filistin'in özgürlüğü için". Etkinliği düzenleyen, Amerikan Siyonist Örgütü. İngiliz Mandası döneminde Yahudi devleti kurularak Filistin'in özgürlüğüne kavuşmasını istiyorlar. Çünkü…

İstihbarat gazetecisi Yossi Melman, İran'ın Avrupa'da kriminal şahıslardan İsrail'de terör eylemi yapacak militan devşirdiğiyle ilgili ilginç bir gelişmeyi duyurmuş. Servet Özkur isimli birisi yapıyormuş bu işi. İsrail deşifre etmiş. Haber şöyle: Zamanlama belki bir tesadüf, ancak Netanyahu'nun ofisi, Mossad ve Shin Bet'in uluslararası iş birliği sayesinde İran istihbaratının Fransa'da farklı uyruklardan suç unsurlarını devşirme ve bunları İsrail'de terör saldırıları gerçekleştirmeleri için içeri sızdırma girişimini engellediğini duyuran bir bildiri yayımladı. "Philippe" olarak da bilinen devşirici Servet Özkur, deşifre edilip Fransa'dan sınır dışı edilene kadar İran'ı ziyaret etti ve maddi olarak ödüllendirildi. Mossad'ın uluslararası istihbarat birimleriyle iş birliği içinde, İran istihbaratının son yıllarda İsrail'e ve Yahudi hedeflerine yönelik saldırılar için dünya genelinde suçluları devşirdiğini ortaya çıkarması yeni bir durum değil. Bu Servet Özkur TC vatandaşı mı belli değil. Gerçek ismi olup olmadığı da. Tehran'ın adi suçluları terör eyleminde kullanma yöntemi biliniyor. Suriye'de öldürülen Devrim Muhafızları generali Hemedani, 2009'da protestocuları vandal gösteren tahribatı kriminal şahıslara yaptırmakla övünmüştü: "Çeşitli suçlara karışmış, siyasi kimliği olmayan 5 bin kişiyi üç tugaya dönüştürüp sahaya sürdük" (https://web.archive.org/web/20151012182219/http://www.roozonline.com/persian/news/newsitem/article/-67b6c91368.html) General Hemedani'nin, adi suçlulardan oluşan çetelerin silahlandırılarak protestocuların üzerine sürüldüğü ve etrafı yakıp yıktıkları itirafını Ahmedinejad da doğrulamıştı: "Örgütlenmiş bu çetelerin aktif rolüne 2009 seçimlerinde aşikar biçimde şahit olduk" (https://www.youtube.com/watch?v=7BWZbuxQ-Pc)

Published: July 23, 2026 19:46

İstihbarat gazetecisi Yossi Melman, İran'ın Avrupa'da kriminal şahıslardan İsrail'de terör eylemi yapacak militan devşirdiğiyle ilgili ilginç bir gelişmeyi duyurmuş. Servet Özkur isimli birisi yapıyormuş bu işi. İsrail deşifre etmiş. Haber şöyle: …

Müslüman radikalizminin saplantı, takıntı, cehalet ve ezberinin hangi boyutta olduğunu anlamak için şu örneğe bakın. Halife Ömer, Uruşelim/Yeruşalayim'i ele geçirdiğinde şehir halkına bir "emanname" yayınladı. Belgenin muhatapları, "İliya halkı". Yani şehrin Roma'dan kalma adıyla. Roma İmparatoru Hadrianus döneminde (M.S. 2. yüzyıl) yeniden inşa edildiğinde şehre "Aelia Capitolina" adı verilmişti. Halife Ömer de şehri ele geçirdiğinde bu adı kullandı ve İliya (إيلياء) dedi. Ömer'in emannamesini Türkçe'ye çevirmişler ve bakın adını ne koymuşlar: "Kudüs emannamesi" Halbuki metinde Kudüs diye bir ad yok. Ömer "İliya" demiş. Çünkü "Kudüs" adını Emevi halifesi Abdulmelik, Ömer'den 65 sene sonra verdi şehre. Ömer mescidinin yerine bugünkü sekizgen yapıyı inşa edip onun adına da "Mescid-i Aksa" dedi. Klasik siyerlerde anlatılıyor bunlar.

Published: July 23, 2026 19:34

Müslüman radikalizminin saplantı, takıntı, cehalet ve ezberinin hangi boyutta olduğunu anlamak için şu örneğe bakın. Halife Ömer, Uruşelim/Yeruşalayim'i ele geçirdiğinde şehir halkına bir "emanname" yayınladı. Belgenin muhatapları, "İliya halkı". Yani…

Dünyada sadece İngiltere'de çıkan Blue John taşını işiten var mı? Sahtesi en çok yapılan mavi taş. İstanbul'da Eminönü'ndeki toptancılarda bol miktarda var. Ama gerçek değil tabii ki. Ya Çin versiyonu ya da imitasyon. Tarihte İngiltere-Rusya ilişkilerinin en mühim diplomatik kalemi olmuş. 2004'te bir grup aydın, aktivist, yazar İran gezisi yapmıştık. Tehran'da grubun dinlenme saatinde Nuray Mert, İran'ın seçkin mineral taşlarının bulunduğu bir dükkana götürdü beni. Mekanı, İstanbul'da bu işin uzmanları tavsiye etmiş ona da. O zamanlar Tahtakale'de renkli taşlar satılmaya başlamıştı, rağbet de görüyordu. Çoğu evde mutlaka dekoratif mineral taşlardan vardı. Kimisi şifalı olduğuna inanarak, kimisi de aksesuar amaçlı bu taşları veya taşlardan imal edilmiş objeleri bulunduruyordu. Tehran'daki dükkan tam anlamıyla Indiana Jones filminden fırlamış gizemli, cazibeli, rengarenk, oryantal bir mekandı. Her tarafta renkli taşlar. Yaşlı sahibiyle sohbet o günün AI konuşması gibiydi. Soruyorsun anlatıyor, ne çok ansiklopedik bilgi. Belli ki hepsinin arkasında derin bir tecrübe var. İnsanı cezbeden o masmavi taşı ilk orada gördüm. Bu tür taşlara genellikle Kuvars diyoruz, ama aslında farklıymış. İçlerinden Blue John en özellikli olanmış. Dünyada sadece İngiltere'nin Derbyshire bölgesinde Peak District Ulusal Parkı'nda küçük bir dağın altındaki madenden çıkarılıyor. 300 milyon yıl önce dünya yüzeyinin 3 kilometre altında gömülüyken olağanüstü bir süreç gerçekleşmiş. Yaklaşık 250 derece sıcaklıktaki sıvı mineraller, Karbonifer döneminden kireç taşının boşlukları içinde damarlar halinde çökeltilmiş ve kristalleşmiş. "Blue John" adı verilen mineral işte böyle oluşmuş. Sıradan beyaz florür dünyanın her yerinde bulunuyor. ancak Blue John bilimsel olarak eşsiz ve yalnızca yaklaşık 400 metre genişliğindeki küçük bir dağ olan Treak Cliff Hill'de var. Blue John, çok nadir bulunan estetik bir kalsiyum florür türü. Genel olarak dekoratif, sanatsal ve ziynet amaçlı kullanılıyor. İngiltere'deki Buckingham Sarayı ve Chatsworth House gibi tarihi yapılarda Blue John'dan yapılmış görkemli vazolar ve dekoratif eşyalar sergileniyormuş. Ayrıca Antik Roma dönemindeki Pompeii kazılarında da Blue John'dan yapıldığı düşünülen vazolar bulunmuş. Blue John'un sebep olduğu uluslararası kriz ise tarihte yaşanmış. 1814 yılında Napolyon Bonapart yenilip Elbe Adası’na sürgüne gönderildiğinde, Avrupalı hükümdarlar haritayı yeniden çizmek için Londra’da buluşmuşlar. Bu ziyaretçilerden biri de Fransa’yı deviren Rus Çarı I. Aleksandrmış. Çar, İngiltere’deyken o dönem saray aristokrasisinin gözdesi olan Blue John kadehleri ve vazoları görmüş. Taşın o kadar büyüleyici bir mor ve sarı bant yapısı varmış ki Çar çok etkilenmiş. İngiltere Kraliyet Ailesi, diplomatik bir jest olarak Çar’a Blue John’dan yapılmış devasa ve çok nadir iki vazo hediye etmiş. Çar Aleksandr bu taşın bağımlısı olmuş. St. Petersburg’a döndüğünde Kışlık Saray’ı (Ermitaj) süslemesi için Derbyshire’den devasa Blue John blokları sipariş etmiş. Ancak o büyüklükte taş bulmak neredeyse imkansızmış. Treak Cliff Hill’de Robert How adında fakir bir madenci yaşıyormuş. Madenciler genellikle tünellerde küçük ve kırık parçalar bulup karınlarını zor doyururken, Robert 1813-1815 yılları arasında tepe altında çalışırken tesadüfen o güne kadar görülmüş en devasa Blue John damarını keşfetmiş. Rus Çarı’nın St. Petersburg’daki sarayı için sipariş ettiği ve bugün Ermitaj Müzesi’nde sergilenen muazzam büyüklükteki Blue John vazolar ve kadehlerin hammaddesi, İngiliz zanaatkarlar aracılığıyla tam olarak bu fakir madenci Robert How’un ellerinden çıkıp Rus Çarlığı’na ulaşmış. Uluslararası siyasette krallar ve çarlar bu nadide taşlarla güç gösterisi yapıp saraylarını süslerken, taşı yerin yüzlerce metre altından hayatı pahasına çıkaran madenciler hiçbir zaman zengin olamamışlar ama. Robert How, tarihe geçen o devasa taş bloklarını bulmasına rağmen maden sahipleri tarafından çok düşük ücretlerle çalıştırılmış. Çar Aleksandr’ın St. Petersburg'da misafirlerini etkilemek için gururla sergilediği vazoların arkasında, nemli ve karanlık Derbyshire mağaralarında akciğer hastalığıyla boğuşan adsız zanaatkarların ve madencilerin emeği yatıyor. Dünyada eşi bulunmayan Blue John madeninde şu anda çok sınırlı üretime izin veriliyormuş.

Published: July 23, 2026 18:58

Dünyada sadece İngiltere'de çıkan Blue John taşını işiten var mı? Sahtesi en çok yapılan mavi taş. İstanbul'da Eminönü'ndeki toptancılarda bol miktarda var. Ama gerçek değil tabii ki. Ya Çin versiyonu ya da imitasyon. Tarihte İngiltere-Rusya ilişkilerinin…

Dünya Kupası'nda İspanya milli takımının oyuncusu Cucurella'nın saçları dikkat çekti en çok. Tuhaftı evet. Ama hüzünlü bir öyküsü var. Rastlamışsınızdır. Otizmli oğu onu diğer oyunculardan ayırt etsin diye öyle uzatmış saçlarını.🥹 Röportajda gözyaşları içinde anlatıyor: "Birçok kişi saçlarımla dalga geçiyor. Ama saçlarımın uzun olmasının nedeni. Otizmli bir oğlum var. Onun sahada babasını ayırt edebilmesinin tek yolu."

Published: July 23, 2026 16:35

Dünya Kupası'nda İspanya milli takımının oyuncusu Cucurella'nın saçları dikkat çekti en çok. Tuhaftı evet. Ama hüzünlü bir öyküsü var. Rastlamışsınızdır. Otizmli oğu onu diğer oyunculardan ayırt etsin diye öyle uzatmış saçlarını.🥹 Röportajda gözyaşları…

Ömer Mescidi'nin bulunduğu yerde Yahudilerin kıblesi Süleyman Mabedi vardı. İsra suresi 1. ayette geçen "Mescid-i Aksa" yani. Sebe 13'te de inşaatı anlatılıyor. MS 70'de Temmuz sonunda Romalılar tarafından yakıldı ve yıkıldı. Halife Ömer de tam o yıkıntılar üzerine mescit yaptı. Mevzuyu anlamak için durumu tarif edelim: Mekke'nin egemeni Romalıların, Kabe'yi yıksaydı ve zaman içinde Kabe'nin kalıntıları üzerine bir inancın mensupları kendi mabedini kondursaydı. Müslümanlar, kıblelerinin her yıkım yıldönümünde ağıtlar söyleseydi. Fakat Kabe'nin alanına yaklaşmaları bile yasaklansaydı. Bir grup Müslüman, Kabe'nin bulunması gereken yerdeki mabede yaklaştığında o inancın mensupları kıyametleri koparsaydı... Böyle bir şey işte.

Published: July 23, 2026 16:28

Ömer Mescidi'nin bulunduğu yerde Yahudilerin kıblesi Süleyman Mabedi vardı. İsra suresi 1. ayette geçen "Mescid-i Aksa" yani. Sebe 13'te de inşaatı anlatılıyor. MS 70'de Temmuz sonunda Romalılar tarafından yakıldı ve yıkıldı. Halife Ömer de tam o…

Bazen kafamız karıştığı oluyor elbette ve doğru davranmak için biraz zamana ihtiyaç duyuyoruz.🙂 Olaylara değil, onlara verdiğimiz tepkilere hakimiz. Küçük bir duraksama, içimizdeki o doğru pusulayı bulmamıza ve hayata neşeyle katılmamıza yetebilir. Ama yaşadığımız hayat hayatsa. Hayata pek benzemiyorsa hariçten gazel okuyanların "yaşama sevinci" falan gibi sahte mutluluk manipülasyonlarının değeri yok.

Published: July 23, 2026 11:20

Bazen kafamız karıştığı oluyor elbette ve doğru davranmak için biraz zamana ihtiyaç duyuyoruz.🙂 Olaylara değil, onlara verdiğimiz tepkilere hakimiz. Küçük bir duraksama, içimizdeki o doğru pusulayı bulmamıza ve hayata neşeyle katılmamıza yetebilir. Ama…

Bu taş, Jerusalem'de Ağlama Duvarı'nın avlusunun altında yapılan kazılarda çıkmış. Babil sürgününden dönen Yahudiler tarafından MÖ 516 civarında aynı Süleyman Mabedi'nin bulunduğu yere inşa ettikleri İkinci Mabed'den kalma. Süleyman'ın yaptırdığı Mabedi Babilliler yıkmıştı. Bu sadece Yahudiler için değil, o tarihin parçası olan her inançtan insan için heyecan verici. Bir tek Filistinciler böyle şeylerden nefret ediyorlar. Çünkü onlar bu tarihin mensubu ve parçası değiller.

Published: July 23, 2026 10:36

Bu taş, Jerusalem'de Ağlama Duvarı'nın avlusunun altında yapılan kazılarda çıkmış. Babil sürgününden dönen Yahudiler tarafından MÖ 516 civarında aynı Süleyman Mabedi'nin bulunduğu yere inşa ettikleri İkinci Mabed'den kalma. Süleyman'ın yaptırdığı Mabedi…

İngiltere'de Yorkshire'li bu kızı hatırlayan var mı? Harry Potter filminden fırlamış Hermione gibi, bıcır bıcır.😂 Dondurmacının fahiş fiyatına isyan etmişti hani. Sonra yerel yönetim onlara dondurma aracı ayarladı, düşük ücretle çocuklara dondurma sattılar. Hak aramanın hangi seviyede başladığının sinematografik anlatımı diyelim. Bizim gibi toplumlarda emsalleri nelerle uğraşıyorken, hatta yetişkinler bile hak arama okur yazarlığından nasıl da mahrumken. Diyalog çok eğlenceli: - Kızlar, ne oldu az önce? - Bak, şurada bir dondurma arabası var... İçinde ikişer tane sakız olan sadece iki tane dondurmayı lanet olası 9 sterline satıyor! İkisi için! - İkisi için 9 sterlin mi? - Evet, 9 sterlin! Bu adam hiçbir yere varamaz! Benim sokağıma gelen dondurmacı tanesini 1 sterline ya da 2 sterline veriyor. Böyle bir fiyatla bir yere gelemez! - Aynen, gelemez. Bayağı kötü bir durum, değil mi? - Aynen öyle! Bir de üstüne üstlük sadece lanet olası kart kabul ediyor! Ben orada nakit paramla kalakaldım! - Lanet olsun! - Bayağı kötü ama değil mi? - Gerçekten çok kötü! - Evet. - Eminim beni duyuyordur! (gülüşmeler)

Published: July 23, 2026 09:10

İngiltere'de Yorkshire'li bu kızı hatırlayan var mı? Harry Potter filminden fırlamış Hermione gibi, bıcır bıcır.😂 Dondurmacının fahiş fiyatına isyan etmişti hani. Sonra yerel yönetim onlara dondurma aracı ayarladı, düşük ücretle çocuklara dondurma…

R to @Kenancamurcu: Filistin endüstrisinde İsrail konulu anlatıların tamamı uydurma, gerçekle uzak yakın alakasız, imal edilmiş propagandalar. Bunların başında da "apartheid rejimi" söylemi geliyor. Yani İsrail'de Yahudi olmayanlara ayrımcılık yapıldığı iddiası. Yalan tabii ki. İsrail'de yaşayan Yahudiler dışındaki etnik gruplara mensup herkes her imkandan hiçbir yasal engelle karşılaşmaksızın yararlanıyor. Video ise bunun ötesindeki durumun kanıtı. Netanyahu hükümetinin devam etmesini sağlayan "aşırı sağ" etiketli Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, Arap İsrailli ile tartışıyor. Belli ki tartışmanın evveliyatı var. Arap vatandaş, ona "Sen buraya ait değilsin" diye bağırıyor, Itamar da ona karşı kendini savunuyor ve "Barış içinde yaşayan herkes benim dostumdur" diyor. Itamar kabinenin önemli üyesi ve bakan, Arap da sıradan bir vatandaş ve esnaf. Şu tartışmayı mesela İran'da, Türkiye'de, Suudi Arabistan'da hayal etmek mümkün mü? Arap vatandaş, parti lideri bir bakanla tartışırken güvenlik görevlileri kılına dokunmuyorsa, hakkında soruşturma açılmıyorsa ve herkes bu durumu normal karşılıyorsa orada apartheid uygulanan bir rejimden söz edilebilir mi? Elbette ki edilemez, çünkü "apartheid rejimi" Filistinciliğin binbir yalanından biri ve propaganda.

Published: July 23, 2026 07:00

Filistin endüstrisinde İsrail konulu anlatıların tamamı uydurma, gerçekle uzak yakın alakasız, imal edilmiş propagandalar. Bunların başında da "apartheid rejimi" söylemi geliyor. Yani İsrail'de Yahudi olmayanlara ayrımcılık yapıldığı iddiası. Yalan tabii…

R to @Kenancamurcu: İspanya'nın yolsuzluk şampiyonu mevcut hükümeti Yahudi nefretini teşvik ediyor olsa da İspanya bu hükümetin taraftarlarından ibaret değil. Filistinci radikalizme tepkili İspanyollar da var. İspanya Dünya Kupası'nda şampiyon olunca sokaklarda kutlamalar yapan İspanyolların arasında mutlaka göçmen veya yerli Filistinciler karışıyor ve ortama kendi ideolojik renklerini vermeye çalışıyorlar. Yine böyle bir kutlamada Filistinci radikal, ortamın coşkusu medyaya Filistinciliğe destek olarak yansısın diye kendi bayrağını açmış. Fakat kalabalıktan hiç beklemediği bir tepki almış. İspanyollar, "yaşasın İspanya" diye bağırarak elindeki bayrağı indirmişler, alıp yırtmak istemişler. Filistinci radikal hemen ortamı terketmiş.

Published: July 23, 2026 06:45

İspanya'nın yolsuzluk şampiyonu mevcut hükümeti Yahudi nefretini teşvik ediyor olsa da İspanya bu hükümetin taraftarlarından ibaret değil. Filistinci radikalizme tepkili İspanyollar da var. İspanya Dünya Kupası'nda şampiyon olunca sokaklarda kutlamalar…

Yahudilerin Filistin'de yabancı ve kolonizatör oldukları söylemi, Yahudilere yönelik soykırım ve etnik arındırma projesi için kopyalanmış. Filistin endüstrisinin tüm diğer kopyala-yapıştır unsurları gibi. Ruanda'da Hutuların Tutsilere soykırım ve etnik arındırmasında aynı yöntem kullanıldı. Adam Louis-Klein, Hutuların Tutsilere soykırıma girişmeden önce entelijansiyanın ve propagandistlerin Tutsileri yabancı yerleşimciler olarak hedef haline getirmesini Filistin-Yahudi modeli ile mukayese etmiş. Hamas ve diğer radikal örgütlerin Yahudilere yaptığının aynısı.

Published: July 23, 2026 06:33

Yahudilerin Filistin'de yabancı ve kolonizatör oldukları söylemi, Yahudilere yönelik soykırım ve etnik arındırma projesi için kopyalanmış. Filistin endüstrisinin tüm diğer kopyala-yapıştır unsurları gibi. Ruanda'da Hutuların Tutsilere soykırım ve etnik…

R to @Kenancamurcu: Mısır'dan bereketli kılınmış topraklara hicret (Maide 21, İsra 1, Enbiya 71), Babil sürgünü, Roma etnik arındırması, Haçlı katliamı ve sürgünü, Nazi soykırımı, Arap nakbası ve katliamları... sonu gelmez imha girişimlerine rağmen Yahudiler hala ayakta ve insanlığın en başarılı milleti. Nasıl oluyor bu? Kendisini Celaleddin Rumi'nin talebesi gören İran Yahudisi @afshineemrani bu azim ve iradeyi güzel açıklamış. Yazdığı metni aynen aktarıyorum: Yahudi takviminin en hüzünlü gününün bağrında öyle çılgınca bir sır saklı ki, bilge adamlar bunu yüksek sesle dile getirmekte bile tereddüt ederlerdi: Maşiyah (Mesih), Tişa BeAv gününde doğar. Tapınağın yakılıp yıkıldığı gün, tam da kurtuluşun doğduğu gündür. Aynı tarih. Aynı saat. Küller ve beşik aynı adresi paylaşır. Halkımızın olayı tam olarak budur; biz umutsuzluğa kapılmayız. Biz ezber bozan sürprizler yaparız. Bizi gömmeye kalkan her imparatorluk, ağıdımızı çok erken yazdı. Babil — yok oldu. Roma — turistlerin fotoğraf çektiği harabelerden ibaret. Bunun sonumuz olduğuna yemin eden her müstebit; Yahudilerin hâlâ mum ışığında torunlarına anlattığı bir hikâyede dipnot olup gitti. Hepsini gömdük. Ve bunu ordularla değil; bebeklerle, kitaplarla ve Şabat yemekleriyle başardık. Biz bir yas tutanlar ulusu değiliz. Biz, tasarımın ortasında yakalanmış mimarlar ulusuyuz. Bu bir cenaze töreni değil — bir temel atma törenidir. Bu gece yerdeki tozlar, inşaat tozudur. Üç bin yıllık nefrete cevap mı vermek istiyorsun? Bir düğün yap. Çocuk sahibi ol. Mumları daha gururla yak. Yardımı gizlice yapıp içtenlikle gülümse. Evinin kapılarını öyle bir aç ki, tüm sokak Halla ekmeğinin kokusuyla dolsun. Yapılan her iyi iş, asla yükselemeyeceğine yemin ettikleri o binaya çakılan bir çividir. Karanlık iki bin yıldır sırasını savdı ve artık tükendi. Elinde hiçbir şey kalmadı. Tek bir kibrit çakarsın ve biter. Bu yüzden bu gece bir saat yas tutun — sonra ayağa kalkın. Çünkü inşa edilecek bir Tapınağımız, karşılanacak bir Maşiyah'ımız var ve doğum günü partisi oruç bittiği an başlıyor. Sonumuzu yazmaya geldiler. Ama oyuna geldiler. Biz hiç bitmeyen o devam filmiz.

Published: July 23, 2026 06:00

Mısır'dan bereketli kılınmış topraklara hicret (Maide 21, İsra 1, Enbiya 71), Babil sürgünü, Roma etnik arındırması, Haçlı katliamı ve sürgünü, Nazi soykırımı, Arap nakbası ve katliamları... sonu gelmez imha girişimlerine rağmen Yahudiler hala ayakta ve…

R to @Kenancamurcu: Uluslararası Af Örgütü (@amnesty) Filistinci propagandadan yana taraf seçti. Hazırladığı "Gazze soykırım raporu"nda birinci cümlede yalan söylüyor: "İsrail 7 Ekim'de Gazze şeridine saldırı başlattı." Saldırıyı başlatan Hamas'ın açıklamasını bile görmezden gelerek. Amnesty'nin Başkanı @AgnesCallamard, kadın çalışanına sistematik cinsel istismarda bulunmuş ICC Başsavcısı Karim Khan'a destek ziyareti yaptı. Bu kadar taraflı, taraftar ve propaganda için çalışan bir örgüt Amnesty. Videoda hukukçular Amnesty'nin Gazze raporunu eleştirirken diyor ki: Uluslararası Af Örgütü'nün (Amnesty International) soykırım raporuna bakarsanız, o raporun ilk cümlesi nedir? Tam olarak ilk cümlesi. '7 Ekim'de İsrail, Gazze Şeridi'ne bir saldırı başlattı.' Af Örgütü'nün soykırım raporunun ilk cümlesi budur. Ve onu çöpe atmanızın nedeni de tam olarak budur." *** 7 Ekim'de Hamas'ın İsrail'e saldırısı dünyada benzeri görülmemiş bir eylemdi. Saldırıyı başlatan Hamas'tı, İsrail bu saldırıya karşılık verdi. Amnesty'nin çarpıttığı gibi tersi değildi. Yalanlara dayalı 296 sayfalık rapor yayınlayan Amnesty de saldırıyı başlatanın İsrail olmadığını biliyor, ama yalanın zaman içinde gerçeğe dönüşebilmesi için bir yerden başlamaları gerek. Şimdiye kadar Hamas'ın İsrail'e saldırdığı, 1.195 kişiyi öldürüp 251 kişiyi rehin aldığı söylenmediği için Filistinci radikalizmin aktivistleri sahada güç durumda kalıyor. Tarihi tersine çevirmek ve yeniden yazmak için ilk saldıranın İsrail olduğu anlatısının yerleşmesi gerek. Amnesty bu işi üstlenmiş gözüyor. @NGOmonitor

Published: July 23, 2026 05:30

Uluslararası Af Örgütü (@amnesty) Filistinci propagandadan yana taraf seçti. Hazırladığı "Gazze soykırım raporu"nda birinci cümlede yalan söylüyor: "İsrail 7 Ekim'de Gazze şeridine saldırı başlattı." Saldırıyı başlatan Hamas'ın açıklamasını bile görmezden…

R to @Kenancamurcu: Li Meizhen, Hengshui Gölü Maratonu sırasında yarışı koşarken regl olmuş. Buna rağmen yarışı bırakmamış ve tamamlamış. Spermlerin yarışacağı hayat döngüsünün başlangıcına yarış sırasında milyonlarca insanın tanık olması çarpıcı gerçekten. 25 yaşındaki Çinli maratoncu, bitişe yaklaşık 8 km kala regl başlamasına rağmen bacaklarından sızan kana aldırış etmeden koşmayı sürdürmüş. Şampiyona için gerekli baraj derecesini yapmaya kararlıymış. Yarışı 2 saat 35 dakikada tamamlamış. Li'nin cesareti ve azmi, sosyal medyada pek çok kullanıcı tarafından takdirle karşılanmış. Doğanın kadına verdiği bu aktif gücü ve yaratım enerjisini, toplumlar yüzyıllardır tabularla ve utançla örtmeye çalışıyor. Özellikle de o yaratımın yakıtı olan kırmızıyı görmezden gelerek. Çinli maratoncu Li Meizhen buna meydan okumuş.

Published: July 22, 2026 21:18

Li Meizhen, Hengshui Gölü Maratonu sırasında yarışı koşarken regl olmuş. Buna rağmen yarışı bırakmamış ve tamamlamış. Spermlerin yarışacağı hayat döngüsünün başlangıcına yarış sırasında milyonlarca insanın tanık olması çarpıcı gerçekten. 25 yaşındaki…

R to @Kenancamurcu: Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhinde açılmış bir soykırım davası yok. ICC eski Başsavcısı Karim Khan da pabucun pahalı olduğunu görünce gerçeği itiraf etti: "Gazze'de soykırım yapıldığına ilişkin kanıt yok." Her şey ezberden ibaret. Mehdi Hasan'ın tüm ısrarlarına rağmen Karim Khan, henüz cinsel istismar suçlamasıyla başsavcılık görevinden azledilmediği sırada Gazze'de soykırım için kanıt bulunmadığını itiraf etti. Bunu, görevinden alınmamak için propagandayı bırakıp gerçeğe dönmesi olarak okuyabilirsiniz. Dedi ki: "Her şey kanıtlara bağlı. Harekete geçmem, harekete geçmeyeceğim... [Öfkeli/tepkisel kamuoyu baskısıyla] hareket etmek, Pervasız ve tedbirsiz bir savcılık olur." Mehdi Hasan: "Yani son üç yıldır Gazze'de soykırıma dair bir kanıt olmadığını mı söylüyorsunuz?" Konuk (Karim Khan): "...Sırf gürültü ve baskı yüzünden harekete geçmek pervasız bir savcılık olurdu. Yalnızca kanıtlara dayanarak hareket edersiniz. Eğer O 20 Mayıs tarihli başvuruyu okursanız ve ayrıca uzman kurulunun raporunu da okursanız, onların da devam eden soruşturmalardan ve başvurulardan bahsettiğini görürsünüz. Bundan fazlasını şu an söyleyemem."

Published: July 22, 2026 20:57

Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhinde açılmış bir soykırım davası yok. ICC eski Başsavcısı Karim Khan da pabucun pahalı olduğunu görünce gerçeği itiraf etti: "Gazze'de soykırım yapıldığına ilişkin kanıt yok." Her şey ezberden ibaret. Mehdi…

Tarihselciliğin gereğinden fazla büyütüldüğü ve hiç olmayacak anlamlar yüklendiği kanaatindeyim. Tarihselcilik, Halife Ömer'in, Cuma suresi 9. ayetteki "fes'av ila zikrillah" (Allah'ı zikretmeye koşun) cümlesini, "femzu ila zikrillah" (Allah'ı zikretmeye yürüyün) şeklinde değiştirmesidir. Birincisindeki "koşun" kelimesini fiziksel koşma anlarlar ve zorluk olur diye kelimeyi "yürüyün" şeklinde değiştirmiş. (İbn Kesir, Suyuti, Cuma 9). Yahut "Kuran'da neden deve geçiyor?" sorusuna meşhur müfessir Ebû İshâk es-Sa'lebî'nin (ö. 427/1035) "Çünkü Arapların hayatında çok önemli yeri vardı" cevabını vermesidir. Her kavmin içinden o kavmin diliyle din anlatan peygamber çıkması, tarihselciliğin tarifidir. Dilin kültür, gelenek, tarih, her şey olduğunu bilenler için Kuran boyunca tekrarlanan bu ayet kalıbının manası hiç gizemli değil. Burada teizmi anlamsızlaştıran ne var mesela? Batı uygarlığı için Atina, Sparta, Milet ne ise İslam uygarlığı için de Medine odur. Üstelik Medine, sanıldığı gibi "din"den türemiş bir kelime değil. Etimolojisinde "dane" var ve yönetim yeri demek. Aramice'deki "medinta"; yani vilayet. Polis yani. Dolayısıyla Müslümanlar için Medine tecrübesi, Atina'dan süregelen mirasın devamı olması gerekir. Yesrib bir yerleşim yeri ve sıradan bir kasaba iken Peygamber ona "Medine" diyerek Polis yaptı orayı. Medine'de hayatın olağan akışını evrenselleştirmek Peygamber zamanında yapılmış bir şey değil. Medine tecrübesinin literal formunun tüm kavimler, kültürler ve milletler için geçerli katolik anlama dönüştürülmesi çok sonradır. Fikirde kaosa sebep olan, evreni yaratmış insanımsı Tanrının nasıl olur da evrensel olmayan bir din göndereceği sorusu. Böyle bir Tanrı olup olmadığı hiç düşünülmemiş. Tanrının din gönderip göndermediği de düşünülmemiş. Kuran boyunca "diriliş" anlamı verilen "ba's" kelimesine sadece peygamberden bahsederken "gönderme" anlamı verildiği ve "varma, ulaşma, iletme" gibi birinci anlamları olan "inzal/nüzul" "indirme" anlamıyla sınırlandırılınca Müslümanlık bir tek senaryoya mecbur ve mahkum olmuş: Göklerdeki insanımsı Tanrı, kavimlerin içinden peygamber seçiyor ve gönderiyor ve ona vahiy indiriyor. Kelam disiplinindeki farklı yaklaşımlarla bakıldığında böyle bir Tanrı olmadığını, peygamber seçmediğini, bilakis tıpkı Yunan'da ve başka kültürlerde meselelere odaklanan filozofların ortaya çıkışı gibi kavimlerin içinde de gidişatı dert edinen ve yoğunlaşıp odaklanan bazı insanların ontolojik hakikate tanık olup onu aktardığını görebiliyoruz. Beynindeki indirgeyici valfin kapandığı bu insanlar, arının yaşadığı "vahiy"e tanık olmuş ve kaotik evreni fraktal gerçekliğiyle algılamış olabilir. Farabi, İbn Sina, İbn Arabi, Sühreverdi bunu söylemedi mi? Burada teizme aykırı ne var? Tanrı neden illa göndermeye, indirmeye, Muhammed-Zeyd-Zeynep meselesini çözmeye mecbur bırakılıyor? Bunu yaparsa layıkıyla Tanrı oluyor, ama buna bakan o olmadığında Tanrılık vasfını kaybediyor! Bunu kim hangi yetkiyle kesin bilgi olarak dayatıyor? İslam'ın tüm halklar, zamanlar ve mekanlar için olduğuna ilişkin bir teori yaygın kabul gördüğünde Kuran'ın paradigmasını buna göre sil baştan kurulduğunu ayetlerdeki kavramların klasik lugatlardaki manalarına bakarak bile anlamak mümkün. "Nas"a "insanlar, insanlık" manası verilmesi gibi mesela. Oysa dönemin Arabı için üç kişiden fazlası "nas" idi. Yahut "alem". O da bir grup insana deniyordu. Hele bir de türlere kadar genişletilmiş evrensellik var ki ibretlik. "İns ve cin" türlerinden bahsediyorum. "İnsanlara ve cinlere" indirilmiş din. Halbuki klasik lugatlarda yazıyor, "ins" insanlar demek değil. Kelime ayetlerde tekil bir kere. Cin de tekil. Kur'an'da insan kelimesi var. Onun çoğulu "nâs" da var. "Ünas" da insan anlamında. İns ise ünsiyet, aşinalık, tanıdık, bilindik anlamında. Cin de yabancı, tanımadık. Ama evrensellik teorisine göre tüm kavramlara yeni baştan anlam vermek zorunda kalmışlar. Hiçbir din ve şeriat evrensel değil. Maide 48'de bu net söylenmiş zaten. Herkesin ayrı yol yordam, usülü, teamülü, kuralı var. İçlerinden biri bütün insanlar için geçerli değil. Tarihselciliği teizmi iptal eden yöntem zannetmek nereden çıktı Allah aşkına.

Published: July 22, 2026 20:34

Tarihselciliğin gereğinden fazla büyütüldüğü ve hiç olmayacak anlamlar yüklendiği kanaatindeyim. Tarihselcilik, Halife Ömer'in, Cuma suresi 9. ayetteki "fes'av ila zikrillah" (Allah'ı zikretmeye koşun) cümlesini, "femzu ila zikrillah" (Allah'ı zikretmeye…

Melanie Phillips, Batı'da, onu öldürmeye niyetli organizmaları kucakladığı ve kendilerini korumak için var olan organizmaları yok etmeye çalıştığı otoimmün hastalığın siyasi veya kültürel karşılığı olduğunu savunuyor. Melanie Phillips (@MelanieLatest) İngiliz gazeteci, yazar ve siyaset/kültür yorumcusu. İngiltere'deki radikal İslamcılık ve Batı müesses nizamının buna tutumunu eleştirdiği 2006 tarihli Londonistan kitabıyla tanınıyor. Video, eski Avustralya Başbakan Yardımcısı John Anderson ile Batı medyası, Orta Doğu ve toplumsal/kültürel konular üzerine yaptığı söyleşiden. Melanie Phillips: İran ile yapılan uzatmalı müzakerelerin belirli aşamalarında ateşkeslerin sağlanmış olmasını kesinlikle hayret verici ve inanılmaz derecede haince buluyorum. Örneğin Lübnan'da bir ateşkes sağlandı. O zamandan bu yana olayların ilerlediğini biliyorum ama Lübnan'da bir ateşkes sağlandı ve elbette bu ateşkesin üzerinden daha saatler geçmişti ki... Yani bu gerçekleştiğinde ben İsrail'deydim; ateşkesin ardından Hizbullah'ın Lübnan'dan İsrail'in kuzeyindeki yerleşim yerlerine ilk füzeleri fırlatması sanırım sadece 4 saat sürdü. Ateşkesten sadece dört saat sonra, değil mi? Ve sonrasında Hizbullah tarafından İsrail güçlerine yönelik bitmek tükenmek bilmeyen saldırılar gerçekleşti. Bir hafta içinde beş İsrail askeri öldürüldü, diğerleri yaralandı ve Kuzey İsrail'e başka saldırılar da düzenleniyordu. Hizbullah'ın İsrail'e yaptığı bu saldırıların tek bir tanesi bile burada, İngiltere'de haber yapılmadı. Görebildiğim kadarıyla hiç haber yapılmadı. John Anderson: Hiç haber yapılmadı mı? Melanie Phillips: Hiç haber yapılmadı. Belki yanılıyorumdur, belki bir tane yapılmıştır; ama temel olarak haber akışına baktığınızda görünen şuydu: İsrail'in (Hizbullah'ın bu saldırılarına karşılık olarak Hizbullah hedeflerine askeri saldırıyla) her defasında verdiği karşılık, "İsrail saldırganlığıyla ateşkesi ihlal ediyor" şeklinde haberleştirildi. Bu gerçekten kötücül bir durum. Eğer Batı medyası bunu yapıyorsa... Yani, savaşınızın yarısını zaten kazanmışsınız demektir. Ve onlarca yıldır yaşanan şey de tam olarak bu. İsrail, Gazze, Filistinli Araplar, Orta Doğu ve İran konusundaki anlayış bakımından... İngiltere'deki insanlar bilmeleri gereken şeylerin neredeyse hiçbirini bilmiyor. Bütün bu yerlerde olup bitenler hakkında kendilerine sunulan anlatı, sadece bilgisizce bir anlatı değil; aynı zamanda düşmanın propagandası. Dolayısıyla, İngiltere'nin müttefiki olması gereken ve aslında İngiltere'nin uzun vadeli güvenliği için hayati önem taşıyan insanlardan nefret edip, onun düşmanı olan insanları bağırlarına basmaları hiç de şaşırtıcı değil. Bu durum; İngiltere'nin, Batı'nın veya Avrupa'nın kendilerini öldürmeye niyetli organizmaları kucakladığı ve kendilerini korumak için var olan organizmaları yok etmeye çalıştığı bir otoimmün (özbağışıklık) hastalığının siyasi veya kültürel karşılığıdır.

Published: July 22, 2026 19:51

Melanie Phillips, Batı'da, onu öldürmeye niyetli organizmaları kucakladığı ve kendilerini korumak için var olan organizmaları yok etmeye çalıştığı otoimmün hastalığın siyasi veya kültürel karşılığı olduğunu savunuyor. Melanie Phillips (@MelanieLatest)…

90'lı yıllar, erkek yazarların en iyi kadın yazıları yazma müsabakası yaptığı dönemdi. Ama açık ara en iyi kadın yazılarını hep Ahmet Altan yazdı. Kadınların, kendilerinden güzel kadınları neden yıkıcı kıskançlıkla süzdüklerini en iyi o tarif etti. Bunu yüzeysel bir çekememezlik veya kıskançlık olarak değil; rekabet, tehdit hissi ve toplumsal baskıların kadın ruhundaki yansıması üzerinden analiz etti. Kadınların aslında sadece o güzel kadına değil, erkeklerin o güzellik karşısında hemen teslim olan sığlığına ve zaafına öfkelendiğini söyledi. 90'lı yılları yaşamamış talihsizlere çok şey kaçırdıklarına hayıflanmayı salık veririm. Türkiye'nin müzakere, diyalog, tartışma zamanlarıydı, entelektüel parıltı yıllarıydı. Mirkelamlı zamanlardı. Mükemmel dönemdi. Hayranı olduğum Ahmet Altan'ın memlekete tartışmayı öğrettiği çağdı; Kırmızı Koltuk asrıydı.

Published: July 22, 2026 16:09

90'lı yıllar, erkek yazarların en iyi kadın yazıları yazma müsabakası yaptığı dönemdi. Ama açık ara en iyi kadın yazılarını hep Ahmet Altan yazdı. Kadınların, kendilerinden güzel kadınları neden yıkıcı kıskançlıkla süzdüklerini en iyi o tarif etti. Bunu…

R to @Kenancamurcu: Eşeklere bayılırım. Hayatımda keşke bir eşek olsaydı. Küçüklüğümde İzmit'te köyümüz Derbent'e gitmenin beni en çok heyecanlandıran tarafı, evin eşeğini görmekti.🙂 İnatçı etiketiyle haksız yere ün yapmışlar. Oysa hayvanlar aleminin en zeki, gözlemci ve bilge canlılarından biriymiş. Bir eşek bir tehlike sezip hareket etmeyi reddettiğinde bu durum onun inatçılığından değil, tıkır tıkır çalışan güçlü kendini koruma içgüdüsünden kaynaklanıyormuş. Yani mesela at korkup kaçabilirken, eşek durup durumu sakince analiz edermiş. Üstelik muazzam bir hafızaya sahipmiş. Bir mekânı veya yıllar önce gördükleri bir başka eşeği asla unutmazlarmış. Çöl kökenli oldukları için devasa kulakları sadece kilometrelere uzanan sesleri duymalarını sağlamıyormuş; aynı zamanda vücut ısılarını düzenleyen harika birer doğal klima görevi görüyormuş. Sosyal hayatlarında ise tam bir sadakat abidesiymişler. Eşekler kendilerine hayat boyu sürecek en yakın arkadaşı seçermiş. Kankalarından ayrıldıklarında gözle görülür bir depresyona girebilirlermiş. Tatlı ses tonlarıyla attıkları o meşhur "anırma" çığlıkları ise aslında sürü üyeleriyle iletişim kurma ve "buradayım" deme şekliymiş. Ağır yük taşımalarıyla tanınsalar da aslında bahçeleri yılan ve çakal gibi yırtıcılardan koruma konusunda inanılmaz birer güvenlik görevlisiymişler. Bölgelerine giren yabancıya karşı oldukça cesur davranırlarmış. Uzmanlar onları şöyle özetliyor: Mütevazı duruşlarının arkasında keskin bir zekâ, kocaman bir yürek ve bolca karakter barındıran büyüleyici canlılar.💙🫏

Published: July 22, 2026 15:53

Eşeklere bayılırım. Hayatımda keşke bir eşek olsaydı. Küçüklüğümde İzmit'te köyümüz Derbent'e gitmenin beni en çok heyecanlandıran tarafı, evin eşeğini görmekti.🙂 İnatçı etiketiyle haksız yere ün yapmışlar. Oysa hayvanlar aleminin en zeki, gözlemci ve…

R to @Kenancamurcu: Soru şu: Hitler neden Yahudilerden nefret ediyordu? Hayatında onlarla yaşadığı tecrübenin travması mı vardı? Araştırmışlar, hayatı boyunca Yahudilerle hiç sorun yaşamadığını bulmuşlar. Çoğu Yahudi nefreti de bunun kopyası biliyor musunuz? @Average_NY_Guy bu ilginç bulguyu aktarmış. Diyor ki: Hitler’in dünya görüşünü hayatı hakkında hiçbir şey bilmeden inceleseydiniz, büyük olasılıkla onlarca yıl boyunca Yahudiler tarafından kötü muameleye maruz kaldığını varsayardınız. Yahudi mahallelerinde yaşadığını, Yahudi işverenler için çalıştığını, Yahudi iş ortakları tarafından dolandırıldığını ya da Yahudilerin elinden kişisel bir trajedi yaşadığını hayal ederdiniz. Neden nefretle bu kadar körleştiğini asla haklı çıkarmasa bile, en azından açıklayabilecek uzun bir deneyimler silsilesi bulmayı beklerdiniz. Oysa öyle bir silsile hiç var olmadı. *** Tarihçiler nesiller boyunca Hitler’in hayatını incelemişler. Yahudi nefretini sözde “yaratan” o olayı ya da ilişkiyi aramışlar. Böyle bir ilişki hiçbir zaman bulamamışlar. Onun bu takıntısını açıklamaya uzaktan yakından yaklaşabilecek belgelenmiş tek bir kişisel deneyim bile yokmuş. Yine de Hitler, ne hikmetse Almanya’nın I. Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinin, kapitalizmin, komünizmin, basının, finansın, kültürün ve Alman halkının karşı karşıya olduğu neredeyse her sorunun arkasında Yahudilerin bulunduğuna ikna oldu. Ne kadar mantıksız değil mi? Bir sürü çelişkili şey hep aynı küçük azınlığa, Yahudilere mal edildi. Yahudilerin hem Wall Street’ten hem de Bolşevizm’den, hem aşırı zenginlikten hem de devrimci yoksulluktan, hem milliyetçiliğin düşmanlarından hem de uluslararası komplolardan sorumlu olduğu iddia edildi. Bunların hiçbirinin mantıklı olması gerekmiyordu. Amaç asla gerçekliği tanımlamak değildi. Amaç bir günah keçisi yaratmaktı. Tarih boyunca antisemitizmin belirleyici özelliklerinden biri bu oldu. Yahudiler hastalık yaymakla ve kuyuları zehirlemekle suçlandılar. Çok zengin olmakla ve çok fakir olmakla, çok soyutlanmış olmakla ve çok nüfuzlu olmakla, çok dindar olmakla ve çok seküler olmakla suçlandılar. Suçlamalar sürekli değişir, çünkü zaten en başından beri hiçbir zaman kanıtlara dayanarak inşa edilmemişlerdi. Yahudi nefreti nadiren kişisel deneyimlere dayanıyor. Çok daha sık olarak komplo teorilerine, duygusal anlatılara ve toplumun başarısızlıkları için küçük, görünür bir azınlığı suçlama yönündeki insani arzuya dayanıyor. Antisemitizmle yalnızca gerçeklerle mücadele etmenin bu kadar zor olmasının nedeni işte bu. Hiçbir zaman deliller üzerine kurulmamış bir inanç, her zaman delillerle çürütülemez. Duyguyla başlar, sonradan bahaneler bulur ve sonra da bu bahanelerin en başından beri sebep olduğuna kendisini inandırır. Filistinciliğin birikimi ve tarihsel mirası, Hitler'in vehimleri ve uydurmalarının tekrarından ibaret.

Published: July 22, 2026 14:30

Soru şu: Hitler neden Yahudilerden nefret ediyordu? Hayatında onlarla yaşadığı tecrübenin travması mı vardı? Araştırmışlar, hayatı boyunca Yahudilerle hiç sorun yaşamadığını bulmuşlar. Çoğu Yahudi nefreti de bunun kopyası biliyor musunuz? @Average_NY_Guy…

R to @Kenancamurcu: İsrail'in, Gazze operasyonu sırasında Hannibal Protokolü'ne geçtiği ve Hamas'ın elindeki İsrailli rehineleri öldürmeyi göze aldığı iddiasını ortaya atan İran rejimi, şimdi İran'da düşmanın eline geçecek her yeri içindekilerle birlikte yerle bir edeceğini tekrarlıyor sürekli. Kendi halkını öldürme şantajıyla rejime karşı operasyonları durdurmaya çalışan İran rejiminin benzeri siyasi tarihte yok. Üst düzey bir komutanın Körfez'deki İran adaları Amerikalıların eline geçerse içindeki İran vatandaşlarıyla birlikte o adalardı bombalayıp haritadan silecekleri tehdidinden sonra şimdi de Devrim Muhafızları'nın ünlü trolü, en kaçık komplo teorisyeni Ali Ekber Raifipur (علی‌اکبر رائفی‌پور / Ali Akbar Raefipour), Amerikalılara aynı şantajı tekrarlamış. Ama onun şantajı daha vahşice. @TheIranWatcher'ın yayınladığı videoda Raifipur diyor ki: "Eğer rejim düşerse, Devrim Muhafızları İran şehirlerini füze yağmuruna tutar." Raifipur, İran'daki Mehdici kıyamet senaryosunun en ünlü sözcüsü. Rejim düşerse Devrim Muhafızları'nın ele geçirilen yerleri altüst edeceğini ve oralarda yıllarca canlı yaşayamayacağını söylüyor. Yaptığı konuşmada şöyle demiş: "Sözümün burasında, parantez içinde Siyonistlere söylüyorum... Yahu kardeşim, siz farz edin ki rejim düştü. İmkânsızı farz edelim, tamam mı? Hatta bu lafımla keyiflenin biraz, tamam mı? Farz edin ki rejim düştü. Yahu aptallar! Bu Devrim Muhafızları (Pasdarlar), rejim düşerse füzelerini size dost olan bir hükümete mi teslim edecek sanıyorsunuz? "Kusura bakmayın, biz İslam Cumhuriyeti olarak o kadar emek verdik, binlerce füze ürettik, füze şehirleri kurduk, buyurun bunları size tepside sunuyoruz" mu diyecekler? Benim onları tanıdığım kadarıyla (ki sizin de mutlaka bildiğiniz şeyler vardır) ne derler biliyor musunuz? "Kardeşim, biz gitmeden önce gelin hedeflerimizi bir boşaltalım..." derler. Sizin ele geçirdiğiniz o yerleri öyle bir altüst ederler ki, yıllarca orada hiçbir canlı yaşayamaz! *** 1994'te Erbakan, "Refah Partisi iktidara gelecek, adil düzen kurulacak. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak? Tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? Altmış milyon buna karar verecek." demişti hani, o böyle söyleyince Ankara'da bir söz koridorlarda fısıldanmaya başlamıştı: Mühim bir general demiş ki, "Bu ülkeyi 15 milyonla kurduk, öyle devrederiz" Hangi siyasi düşünceden, ideolojiden veya politik kimlikten olduğu farketmeksizin radikalizm çılgınlıktır. Çılgınca şeyler düşünür ve yapar. O nedenle yıkıcıdır ve radikalizmden hiçbir ülkeye hayır gelmez.

Published: July 22, 2026 13:46

İsrail'in, Gazze operasyonu sırasında Hannibal Protokolü'ne geçtiği ve Hamas'ın elindeki İsrailli rehineleri öldürmeyi göze aldığı iddiasını ortaya atan İran rejimi, şimdi İran'da düşmanın eline geçecek her yeri içindekilerle birlikte yerle bir edeceğini…

R to @Kenancamurcu: Müslümanlar hep daha fazlasını isteyerek Batı uygarlığının üstüne çullandıkça mevzu nereye gidiyor görüyor musunuz: "İslam bir din değil. O bir tahakküm hareketi ve şeriatla birlikte geliyor. Siyasi sonuçları var. Kesinlikle antidemokratik ve siyasi bir hareket olarak yasaklanması gerek." Konuşan Marcos de Quinto. İspanyol iş insanı ve eski siyasetçi. Coca-Cola'da üst düzey yöneticilik yapmış. Ciudadanos partisinden seçilerek İspanyol Temsilciler Kongresi'nde milletvekili olmuş. İspanya'da televizyon programlarında siyasi ve ekonomik konularda yorumculuk yapıyor. Müslüman radikallerin aşırı, taşkın, kontrolsüz, kuralsız davranış bozuklukları yüzünden Batıda oluşan öfkeyi dile getirmiş. Bakın ne diyor: Buradaki asıl mesele temel bir hatanın olması. Bizi İslam'ın bir din olduğuna ikna ettiler ama öyle değil. İslam, totaliter bir tahakküm hareketidir. Dolayısıyla İslam, gerçekte neyse o şekilde yani siyasi bir tahakküm hareketi olarak- yargılansaydı, bir siyasi parti olarak kabul görmezdi. Çünkü yasal bir parti olma şartlarının hiçbirini karşılamazdı; yarın yasa dışı ilan edilirdi. Burada dini bir sorun yok. Ben Tayland'da 3 yıl yaşadım, Asya'da uzun süre bulundum. Bakın, burada Budistler, Şintoistler veya başka inançtan insanlar olsaydı hiçbir sorun yaşanmazdı. Tüm dinlerle mükemmel bir şekilde bir arada yaşıyoruz. Sorun şu ki İslam bir din değil. O bir tahakküm hareketi ve şeriatla birlikte gelir; siyasi sonuçları vardır. Kesinlikle antidemokratiktir ve doğal olarak siyasi bir hareket olarak yasaklanması gerekir. Yani, Nazi partisinin İspanya'da izin alabileceği hiçbirimizin aklına gelmez. Ama yarın bir Nazi partisi çıkıp 'Hayır, ben siyasi parti değilim, ben bir dinim' dese kabul görürdü. Kendi kilisesi -yani toplanma alanları vs.- olurdu ve mahalleleri egemenliği altına alırdı. Anlaşılması gereken şey tam olarak budur: İslamcılığı artık bir din olarak ele almayı bırakalım. O, siyasi bir tahakküm hareketidir ve mevcut tehlike de budur. Bir din olarak değil, siyasi bir hareket olarak yasa dışı ilan edilmelidir.

Published: July 22, 2026 11:57

Müslümanlar hep daha fazlasını isteyerek Batı uygarlığının üstüne çullandıkça mevzu nereye gidiyor görüyor musunuz: "İslam bir din değil. O bir tahakküm hareketi ve şeriatla birlikte geliyor. Siyasi sonuçları var. Kesinlikle antidemokratik ve siyasi bir…

R to @Kenancamurcu: Hayalet lider Mücteba Hamenei'nin görevinin başında olduğundan nasıl bahsettiği, o kişinin hangi seviyede rol beklediğini ifade ediyor. Kripto yani. Mesela Pezeşkiyan "Sürekli toplantı halindeyiz" dedi. O seviyede rol istiyor. Aragçi "Hiç görmedim" diyerek herkesi yalancı çıkardı ve onu dışlayanlardan intikam aldı. @Savakzadeh, hükümetin başı Pezeşkiyan'ın "Liderle sürekli toplantı halindeyiz" yalanını söylerken Aragçi'nin "Onu hiç görmedim, birkaç kişi dışında gören olduğunu sanmıyorum" demesiyle Pezeşkiyan'ın yalanının ortaya çıkmasını "Yalanlarını bile koordine edemiyorlar" şeklinde yorumlamış. Fakat bana kalırsa bu koordinasyon meselesinden çok, rejim içindeki kavganın hayalet lider Mücteba dolayımıyla yürümesiyle ilgili.

Published: July 22, 2026 11:41

Hayalet lider Mücteba Hamenei'nin görevinin başında olduğundan nasıl bahsettiği, o kişinin hangi seviyede rol beklediğini ifade ediyor. Kripto yani. Mesela Pezeşkiyan "Sürekli toplantı halindeyiz" dedi. O seviyede rol istiyor. Aragçi "Hiç görmedim" diyerek…

Rawan kefiye meselesini anlatmış. KGB operasyon odasında üretilen "Filistin ulusu"nun politik kimliği ve silahlı şiddetin simgesi olana dek insani, kültürel, tarihsel anlamı varken her şeyi berbat eden Filistinci radikalizmin elinde dönüştüğü çirkin anlamı. Buna rağmen İsrail'in kalbinde, Jerusalem'in Yoel Solomon Caddesi’nde satılıyormuş kefiye. İsrailliler dönüştüğü anlamı dert etmiyor yani. 90'lı yıllarda Urfa'da bir sempozyum nedeniyle bulunurken yaptığımız gezi sırasında ben de başıma takmış ve şu fotoğrafı çektirmiştim. Urfa, Mezopotamya'nın merkezi şehirlerinden. Rawan diyor ki: Kefiye Filistin’e özgü değil. Adı, kökeni antik Mezopotamya’ya dayanan bir Irak şehri olan Kûfe’den geliyor. Henüz bir Filistin ulusal hareketi yokken çok önceleri Sümerliler ve Babilliler tarafından takılırdı. Bedeviler ve çiftçiler onu yüzyıllar boyunca güneşe ve kuma karşı giydiler. Kefiye ancak yirminci yüzyılda, Filistinli savaşçıların 1930’lardaki isyanda benimsemesiyle ve Arafat’ın daha sonra onu kendisiyle özdeşleşen bir simge haline getirmesiyle siyasi bir boyut kazandı. Batı bakış açısına göre bu terörizm olarak okunur. Arap bakış açısına göre ise direniş olarak okunur. Her iki okuma da tek bir noktada birleşir: Kefiye şiddetle bağdaştırılmıştır. Bu şiddetin haklı olup olmaması ayrı bir tartışma, ancak "direnişi" destekleyenler bile kefiyenin şiddetle olan bağını inkar edemez. Bu şiddetin tek bir hedefi var: Yahudi devleti. Ve buna rağmen kefiye burada, baskı, apartheid ve faşizmle suçlanan aynı devlette açıkça satılıyor. İsrail, düşmanlarının sembolünü yasaklamıyor; oysa her ülkenin yapacağı gibi yasaklaması gerekir. *** Rawan da benim gibi Filistin ve İsrail konusunda gerçeklerin farkına varıp da vakitlice dile getiremeyenlerden. Ama bir süre sonra onları zaptetmek imkansız hale geliyor ve neye yol açarsa açsın dışa vuruyor insan. Sonra abuk subuk suçlamalar sökün ediyor. Aptalca hepsi. Rawan'ın söylediklerini ben de Türkçe söylemiş olayım: Bazı eleştirmenler bana propagandacı diyor. İsrail'i akladığımı söylüyorlar. Ama bir zamanlar ben de onların yerindeydim ve onların inandıklarına inanıyordum. Sonra İsrail'i gezdim ve bu ülkenin insanların hayal ettiği şeyle hiçbir alakası olmadığını anladım.

Published: July 22, 2026 11:09

Rawan kefiye meselesini anlatmış. KGB operasyon odasında üretilen "Filistin ulusu"nun politik kimliği ve silahlı şiddetin simgesi olana dek insani, kültürel, tarihsel anlamı varken her şeyi berbat eden Filistinci radikalizmin elinde dönüştüğü çirkin…

Nadia Comăneci'yi onurlandırmak için heykelini dikmişler Montreal'de. Şu pozu canlandırmışlar. Nadia ile aynı yıl doğmuşuz, ben Şubat, o Kasım. Onu döneminde izlemiş şanslı nesildenim. Halterciydim, ama ona hayranlığımdan jimnastik de çalıştım. Nadia 1976 Montreal Olimpiyatları'nda asimetrik paralelde sergilediği kusursuz performansla olimpiyat tarihinde 10 tam puan alan ilk jimnastikçi oldu. O dönemde dijital skor tabelaları "10.00" puanını gösterecek şekilde tasarlanmadığı için (en fazla 9.99 gösterilebiliyordu), tabelada "1.00" yazıldı. Herkes şaşkınlık geçirdi. Mesele sonra anlaşıldı.🙂 1976 Montreal ve 1980 Moskova Olimpiyatları'nda toplam 5 Altın, 3 Gümüş ve 1 Bronz madalya kazandı. Sağlıklı ve uzun ömürler dilerim @nadiacomaneci10💙 (Video: @MarinelaPavleti)

Published: July 22, 2026 10:48

Nadia Comăneci'yi onurlandırmak için heykelini dikmişler Montreal'de. Şu pozu canlandırmışlar. Nadia ile aynı yıl doğmuşuz, ben Şubat, o Kasım. Onu döneminde izlemiş şanslı nesildenim. Halterciydim, ama ona hayranlığımdan jimnastik de çalıştım. Nadia 1976…

Japonlar ile Çinliler arasındaki laf sokma rekabeti hiç bitmiyor. Tarihteki kanlı karşılaşmalar kanlı laf sokmalarla devam ediyor.🙂 IKEA'nın Çin'den çekildiği iddiası doğru değil ama Japonlar, "Böyle olursa tabi çekilir" diye mesaj yağdırıyorlar. Çinliler IKEA'da vakit geçirmeye bayılıyormuş. Ama kelimenin gerçek anlamında bayılma. Şu şekil yani.😂 (Video: @safetyJPN)

Published: July 22, 2026 10:15

Japonlar ile Çinliler arasındaki laf sokma rekabeti hiç bitmiyor. Tarihteki kanlı karşılaşmalar kanlı laf sokmalarla devam ediyor.🙂 IKEA'nın Çin'den çekildiği iddiası doğru değil ama Japonlar, "Böyle olursa tabi çekilir" diye mesaj yağdırıyorlar. Çinliler…

R to @Kenancamurcu: Nietzsche’nin "Gerçekler yoktur, yalnızca yorumlar vardır" şiarı, dijital simülasyonda nihai zaferini ilan etti. Bizi çevreleyen nesnel hakikat tamamen buharlaşırken; kurgulanan algı, gerçekliğin yerini alan tek hegemonik güç haline geldi. Eylemlerimizi yönlendiren şey nesnelerin kendisi değil, zihnimize dayatılan illüzyonların gölgesi. Var olmayan bir halat, ontolojik varlık kazandığı için değil, kolektif bir kabule dönüştürüldüğü için gerçek bir fren yaptırabiliyor.

Published: July 22, 2026 07:32

Nietzsche’nin "Gerçekler yoktur, yalnızca yorumlar vardır" şiarı, dijital simülasyonda nihai zaferini ilan etti. Bizi çevreleyen nesnel hakikat tamamen buharlaşırken; kurgulanan algı, gerçekliğin yerini alan tek hegemonik güç haline geldi. Eylemlerimizi…

Unutulmazları bir araya toplamışlar. Bunlara çok gülüyorum, çocuklarım hemen "Baba çok boomersın ya" diyor.😂

Published: July 22, 2026 07:22

Unutulmazları bir araya toplamışlar. Bunlara çok gülüyorum, çocuklarım hemen "Baba çok boomersın ya" diyor.😂 Video

Ermenilere etnik arındırma ve katliamlar konu olunca garip bir savunma refleksine giriyor siyasetçiler, yöneticiler, İslami kesimler. Osmanlı devletinin Talat, Enver ve Cemal'i yargıladığını ve idama mahkum ettiğini biliyorlardır umarım. Ermenilerin katledilmesinden sorumlu bu üçlü, yurtdışına kaçtıkları için Divan-ı Harb-i Örfi'de gıyaplarında yargılandı ve idama mahkum edildi. Suçları, etnik temizlik ve katliamdı. Neden bundan alınganlık yapılıyor da "Bizim tarihimizde yüz kızartıcı suç yok" nakaratı tekrarlanıyor sürekli? Tarihimizde yüz kızartıcı suç var ve şükür ki Osmanlı devleti o suçla yüzleşti, onu cezalandırdı ve tarihe böyle bir miras bıraktı. Şimdikilerin yaptığı tek şey redd-i miras. Üstelik Osmanlıyı överken yapıyorlar bunu. Cumhuriyet kadrolarının hatası, aynı mahkeme Milli Mücadele'nin liderleri hakkında da mahkumiyet kararı verdiği için mahkemeyi ve tüm kararlarını gayri meşru ilan etmekti. Aşırı tepkiydi. Gerek yoktu buna.

Published: July 22, 2026 07:16

Ermenilere etnik arındırma ve katliamlar konu olunca garip bir savunma refleksine giriyor siyasetçiler, yöneticiler, İslami kesimler. Osmanlı devletinin Talat, Enver ve Cemal'i yargıladığını ve idama mahkum ettiğini biliyorlardır umarım. Ermenilerin…

R to @Kenancamurcu: Güncel Müslümanlığın tarihsel Müslümanlığı yaşatmaya neden direttiğini ve debelendiğini hiç anlamıyorum. 21. yüzyılda 10., 15. yüzyıl koşullarının Müslümanlığını savunuyorlar. Neden? Hani "Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı" idi? Neden söyletmiyorlar? Kaç kez birinci kaynaklardan gösterdim. Başka toprakları ele geçirme, oradaki halkları zorla Müslüman yapma, olmayınca haraca bağlama ya da öldürme, dinden döneni katletme vs. hiçbiri dinin teorisinde yok. Kuran'da yok. Zayıf rivayetlerden de böyle büyük hükümler çıkarılmaz. Zamanında dönemsel temellendirmelerle bu hükümlerin çıkarılmış olması onları dinin emri yapmaz. Neden Müslümanlar kendi dönemlerinin dindarlığını kurmuyor? Temel neden cehalet. Bunu yapmanın yanlış olduğunu sanıyorlar. Ama çok daha önemli neden, Müslümanlığı din olarak görmemeleri. Kimlik meselesi yapmışlar. Bu yüzden araştırmalar yapıp yeni bir dindarlık inşa etmenin kimlik kabuğunu kıracağından korkuyorlar. Bu, o kabuğun oyuna muhtaç siyasetçinin işine gelmiyor. Endüstriye dönüşmüş dindarlıktan nemalanan grupların, cemaatlerin, tarikatların işine gelmiyor. Müslümanlığı sosyal kimlik olarak korumaya odaklanmalarının nedeni bu. Tamamen belirsiz, müphem, ucu açık "halkı kin ve düşmanlığı tahrik" ithamı bu amaçla üretildi zaten. İran'da da "nizama karşı faaliyet" diye bir suç ihdas ettiler aynı amaçla. Fakat böyle yaptıklarında Müslümanlık arkaik ve anakronik bir tarihsel malzemeye dönüşüyor, farkında değiller mi? Bu malzemeyle toplumu ve siyasi sistemi ayakta tutmak orta vadede bile mümkün değil. Dünyada ve Müslüman çoğunluktaki ülkelerde artık Müslüman sosyolojiyi suçlamayı bıraktı insanlar, doğrudan İslam'ı suçluyor ve sorumlu tutuyorlar. Bunun sebebi, ceza kanunuyla, gözaltına alarak, tutuklayarak, hapse atarak, yani sert güçle Müslüman kimliği koruma çabası. Günü kurtarmaya odaklandıklarından bırakın uzun vadeyi, orta vadeyi bile düşünecek halde değiller. İranlı @d_white_rabbit demeye getirmiş ki, madem Müslümanlığın tarihsel birikiminden vazgeçmiyorsunuz o zaman İslam bu tarihsel malzeme. Bu tarihsel malzemede de modern zamanlarda heves edilecek hiçbir şey yok. Videoda söylediklerini aktardığımda Müslümanlığın muhtelif şubelerinin itiraz haykıracağını biliyorum. "Hayır öyle değil, İslam bu değil" diye bağıracaklar. Madem İslam bu değil, öyleyse olmadığını söylediğiniz bu Müslümanlıktan neden vazgeçmiyorsunuz? Şimdi Sara'nın videoda söylediklerini aktarayım ve siz de "İslam bu değil" diye haykırın. Umarım böyle böyle bugünün dindarlığını kurma yolunda yavaş da olsa adım atılması mümkün olabilir. Gorbani demiş ki: Cihatı, cinsiyet ayrımcılığını (gender apartheid) ve zimmiliği çıkarırsanız, İslam'ın öğretilerinden geriye pek bir şey kalmaz. Bu, sudan ıslaklığı çıkarmayı söylemek gibidir. Kuran'ın tamamı; öldürmek, yağmalamak, fethetmek, yok etmek, boyun eğdirmek ve katletmek üzerine talimatlardan ibarettir. Kitapta veya onların öğretilerinde manevi hiçbir şey yoktur. İslam'ın başlangıcından beri bu böyleydi. Mekke bile güçle ve cihadla fethedildi. Mekke halkı diz çökmeyi reddettiği için Muhammed'in talimatlarıyla ilk Müslümanlar tarafından kolonileştirildi. Bu yüzden Mekke'den barış, anlayış ve birlikte yaşamayı öğreterek ayrılan Muhammed, intikamla geri döndü. Ve bu, Müslümanlara karşı çıkmaya ve 'hayır' demeye cüret eden herkesi ele geçirmek ve boyun eğdirmek üzere İslam'ın temel taşı haline geldi. *** Bu iddialara itirazı olanlar öyle olmadığını yazmaya başlasın ve bugünün dindarlığını kursun hadi.

Published: July 22, 2026 07:16

Güncel Müslümanlığın tarihsel Müslümanlığı yaşatmaya neden direttiğini ve debelendiğini hiç anlamıyorum. 21. yüzyılda 10., 15. yüzyıl koşullarının Müslümanlığını savunuyorlar. Neden? Hani "Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı" idi? Neden söyletmiyorlar? …

R to @SenWarren: Empatik mukayese bazı şeyleri daha iyi anlamayı sağlayabilir. Türkiye'ye kabul edilmiş göçmenler sürekli toplantılar düzenlese, "kahrolsun Türkiye" diye bağırsa, "Türkiye'yi çökertmeliyiz" dese devlet ne yapar? Amerika'ya sığınmış ve kabul edilmiş göçmenler Amerika'da bunu sürekli yapıyorlar. Amerika'ya, onu içeriden çökertmek için gittiklerini kamuya açık toplantılarda alenen söylüyorlar. Amerikalılar ve onların devleti ne yapsın bunlara? Ya da ne yapsa haksız mı? İslamcısı ve Solcusuyla Filistinci radikalizmin Amerika'yı içeriden çökertme stratejisine ilişkin bir potburi hazırlamışlar. 1. Konuşmacı (Arap/Müslüman Analist): "Sizin çıkarınıza olan şey, tüm ümmetin çıkarınadır; o da Amerikan hegemonyasının dünyada gerilemesidir. Bir Amerikan Müslümanı olarak buna nasıl katkıda bulunacağınızı düşünmelisiniz. Amerikan gücü geriliyor, Çin’in gücü yükseliyor ve bu durum İslam dünyasında yavaş yavaş bir alan açıyor." 2. Konuşmacı (Mohammed Nabulsi): "Canavarın karnındayız. ABD imparatorluğunun kalbindeyiz." 3. Konuşmacı (Hana Masri): "Buradayız, o doymak bilmeyen emperyalist canavarın karnındayız." 4. Konuşmacı (Rama Kased): "Burada, Kuzey Amerika'da, ABD'de; canavarın karnında, imparatorluğun kalbindeyiz." 5. Konuşmacı (Manolo de los Santos): "Bu imparatorluğu 1 milyon kesikle çökertmeliyiz!" 6. Konuşmacı (Celine Qussiny): "İmparatorluğu en çok canının yanacağı yerden vuracağız. İmparatorluğu dize getireceğiz." 7. Konuşmacı (Iman Abid): "İmparatorluğun kalbini parçalamak kolay olmayacak ve hızlı da gerçekleşmeyecek. Ama bunun mümkün olduğunu biliyoruz." 8. Konuşmacı (Nadya Tannous): "Bu panelde bundan sonra ne yapacağımızı konuşuyoruz: İmparatorluğun kalbine vurmak!" 9. Konuşmacı (Akademisyen/Aktivist): "ABD yerleşimci devletini çökertmemiz gerekiyor, burada mücadele etmeliyiz. Öğrencilerim bu konuda çok netti; tam burada yerli egemenliği için mücadele etmeliyiz." 10. Konuşmacı (Minnesota Üniversitesi): "Amerika Birleşik Devletleri'ni ortadan kaldırmayı amaçladığınızı umuyorum. Eğer siyasi çizginiz bu değilse... [Gülüşmeler] Herkesin bu taahhüde sahip olduğunu varsayarak konuşuyorum." 11. Konuşmacı (Aktivist): "Ve her zaman olduğu gibi, Batı'nın çöküşünü görmek için sabırsızlanıyorum." 12. Konuşmacı (Los Angeles): "İmparatorluklar tam olarak böyle çökmelidir. Tıpkı Peygamberimiz zamanında Kureyş'in çöktüğü gibi çökmelerini istiyoruz." 13. Konuşmacı (Aktivist): "Filistin özgürleşirse, bu Amerika Birleşik Devletleri'ni parçalamak için çakılmış bir çivi olacaktır." 14. Konuşmacı (Rishi Arun): "Çünkü emperyalizmi yok etmek, Amerika'yı yok etmek ve kapitalizmi yok etmek bizim görevimizdir." 15. Konuşmacı (Sunucu/Analist): "Amerikan imparatorluğunu ve bu hakimiyeti parçalamaktan çok bahsettik. Peki bu imparatorluğun sonunu kendi yaşam süremizde görebilecek miyiz? Bunu yıkmak ne kadar gerçekçi?" 16. Konuşmacı (Konuk): "Tüm imparatorluklar çöker. İmparatorluğun çöküşü kaçınılmazdır. Kaçınılmaz!" 17. Konuşmacı (Konuşmacı/Vaiz): "Dünyadaki bu imparatorluk nasıl alt edilecek? Askeri harcamalarda kendisinden sonra gelen 10 ülkenin toplamından 13 kat fazla harcama yapan bir ülke nasıl yenilecek? Benim ulaştığım sonuç şu: Bu çöküş büyük ihtimalle içeriden olacak." 18. Konuşmacı (Sokak Röportajı): "Başından beri halkımıza zarar veren bu Amerikan imparatorluğu, bu emperyalist Batılı güçler çökmelidir. İnşallah çökecekler." 19. Konuşmacı (Cami Din Görevlisi): "Bu iki medeniyeti fethedeceksiniz. Bu toprakların yönetimi sizde olacak. İslam medeniyeti en üstün medeniyet olacaktır." 20. Konuşmacı (Yayıncı/Vaiz): "En büyük iki süper gücü yok edeceğiniz zaman gelecektir. Örgütlenmeli ve birleşmeliyiz." 21. Konuşmacı (Siyasi Yorumcu): "Amerika'nın planlarını biliyoruz. Onlar bir plan yapar, Allah da bir plan yapar. Allah plan yapanların en hayırlısıdır." 22. Konuşmacı (Online Seminer Konuşmacısı): "Amerika Birleşik Devletleri'nin bir ekonomi ve süper güç olarak çökmekte olduğunu bilmeliyiz. Şu an tam zamanı, zayıfladılar. Şimdi gidip cihad etme ve onları davet etme zamanıdır..."

Published: July 22, 2026 06:21

Empatik mukayese bazı şeyleri daha iyi anlamayı sağlayabilir. Türkiye'ye kabul edilmiş göçmenler sürekli toplantılar düzenlese, "kahrolsun Türkiye" diye bağırsa, "Türkiye'yi çökertmeliyiz" dese devlet ne yapar? Amerika'ya sığınmış ve kabul edilmiş…

R to @Kenancamurcu: İslamcı radikaller ve woke solcular, dün gece İran şehirlerindeki askeri tesislere eşzamanlı saldırıya karşı hava savunmasının hemen devreye girdiğini müjdeledi. Ama öyle değil. Bu görüntü Tehran'dan ve analistlere göre İsrail, ABD saldırısından önce hava savunma mevzilerini açığa çıkarmak için drone sürüleri gönderdi. Hava savunma mevzileri açığa çıktığında ABD hepsini vurdu. İran rejiminin tek taraflı dronelarla Amerikalıların elindeki önleyici füzeleri tüketmek için bu taktiği kullandığı biliniyor. Şimdi aynı taktik onların başına bela olmuş görünüyor. Dronelar, maksimum menzilleri yaklaşık 20 km olması nedeniyle Tahran içinden fırlatılmış görünüyor.

Published: July 22, 2026 06:07

İslamcı radikaller ve woke solcular, dün gece İran şehirlerindeki askeri tesislere eşzamanlı saldırıya karşı hava savunmasının hemen devreye girdiğini müjdeledi. Ama öyle değil. Bu görüntü Tehran'dan ve analistlere göre İsrail, ABD saldırısından önce hava…

R to @Kenancamurcu: Somaliden tuhaf insanlar çıkıyor. ABD Kongresindeki İlhan Ömer mesela. Binbir sahteciliği bir yana abisiyle evlenip ABD vatandaşlığı almış. Ensest nikah. Videodaki fenomen de sırf etkileşim için Kuran'ı böyle okuduğu tiktok videosu yayınlamış ama dindarları kızdırmış. Videonun devamında konuşan Mısırlı adam, Arap dünyasında yaygın olan "bu ne şimdi" mizahının klişe lafını söylüyor: "Vallahi ben... Sen beni öyle bir hale getiriyorsun ki, şu an elimde iki tane hançer olsa; onları alıp birini kalbime, birini de arkama saplarım.. Çünkü bunu hak ediyorum! Çünkü anlamadığım için, bir hayvan olduğum için bunu hak ediyorum." Yani "Bunca zamandır ne kadar boş/cahilce yaşıyormuşum" hissinin trajikomik ifadesi.

Published: July 22, 2026 05:56

Somaliden tuhaf insanlar çıkıyor. ABD Kongresindeki İlhan Ömer mesela. Binbir sahteciliği bir yana abisiyle evlenip ABD vatandaşlığı almış. Ensest nikah. Videodaki fenomen de sırf etkileşim için Kuran'ı böyle okuduğu tiktok videosu yayınlamış ama…

R to @bilarakib: Hizbullah, Esad'ın davetiyle Suriye'ye girmiş ve Culani'nin güçleriyle savaşmıştı. Şimdi Trump'ın davetiyle Culani, Lübnan'a giderek Hizbullah'la savaşmaya hazırlanıyor. Hizbullah'tan geriye kalanlar da çatışma için hazırlık yapıyormuş. Bu operasyonun komplikasyonları var tabii ki. Suriye'de kontrolü ele geçiren Şara hükümeti Batı ile entegre olmaya çalışırken, ABD Başkanı Donald Trump "İsrail Lübnan’da binaları yıkıp aşırı yıkım yaratıyor, bu işi Suriye daha 'cerrahi/hassas' yöntemlerle çözebilir" demişti. Bu çıkış şaşkınlık yarattı. Fakat Şara, Trump çağrısına olumlu cevap vermekte isteksiz. Şara, Şam’ın geçmişte (1976-2005) Lübnan’ı askeri olarak işgal ettiği o karanlık döneme geri dönmek istemediklerini ve çözümü doğrudan askeri bir işgalde görmediklerini söyledi. Şimdilik sadece sınır hatlarında güvenlik tedbirlerini artırdı ve geçişleri engelliyor. Analistler, Şara güçlerinin Lübnan topraklarına girip Hizbullah ile doğrudan savaşa tutuşmasını Şam için siyasi bir siyanür hapı görüyor. Culani güçlerinin Lübnan'a girmesi, Lübnan hafızasında "Suriye işgali ve baskısı" ile eşdeğerde. Şara’nın Sünni kökenli güçlerinin Lübnan’a girmesi, Lübnan’daki Hristiyan, Dürzi ve Şii grupları alarma geçirebilir ve ülkeyi yeni bir iç savaşa sürükleyebilir. Trump yönetimi bu komplikasyonların farkında ve Trump'ın Culani'ye çağrısını detaylandırmış bir yetkisi henüz yok.

Published: July 22, 2026 05:46

Hizbullah, Esad'ın davetiyle Suriye'ye girmiş ve Culani'nin güçleriyle savaşmıştı. Şimdi Trump'ın davetiyle Culani, Lübnan'a giderek Hizbullah'la savaşmaya hazırlanıyor. Hizbullah'tan geriye kalanlar da çatışma için hazırlık yapıyormuş. Bu operasyonun…

R to @Kenancamurcu: İran Şiraz'da Derak Dağı'nda patlamalarla güne uyanmış Şirazlılar. Patlamanın olduğu yerde bir süre önce dağ yürüyüşü yapanlar için sosyal tesis inşa edilmiş. Deniyor ki, dağlarda mühimmat veya füze deposu yapacakları zaman mutlaka "sosyal tesis" kamuflajını kullanırlar. Hem yeraltı deposunu gizlemek için hem de halkı canlı kalkan kullanmak için. Saldırının hemen ardından dikkat çekici bir gelişme yaşanmış. Şiraz genelinde uzun süredir devam eden uydu yayını ve İnternet parazitleri kesilmiş. Bu durum, dağın tepe ve yamaç bölgelerinde rejim tarafından işletilen sinyal kesici askeri sistemlerin ve iletişim tesislerinin bulunduğunu doğruluyor. Derak Dağı'nın eteklerinde, Şiraz Belediyesi ve ilgili kurumlarca inşa edilen teleferik, yürüyüş yolları, seyir terasları ve spor tesislerini içeren geniş bir Derak Dağı Parkı (Park-e Derak) bulunuyor. Ancak Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) bu tür sivil/sosyal alanları stratejik amaçlarla kullanma yöntemi askeri analistlerce sıkça dile getiriliyor. Dağ altında tünel, mühimmat deposu veya underground (yeraltı) füze siloları kazılırken çıkan hafriyat, ağır iş makinelerinin giriş-çıkışı ve inşaat faaliyetleri; "halka açık sosyal tesis, park veya teleferik projesi" adı altında kolayca gizlenebiliyor. Askeri depolar sivil rekreasyon alanlarının tam altına ya da yakınına konumlandırıldığında, olası bir hava harekatında sivil kayıp riski (collateral damage) tavan yapıyor. Bu durum, muhasım güçlerin hedef almasını zorlaştırmayı hedefleyen klasik bir "canlı kalkan" taktiği. Sosyal tesislerin enerji, hat ve ulaşım altyapısı, yeraltındaki askeri komuta veya uydu karartma merkezlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere entegre edilebiliyor. Devrim Muhafızları, İran'ın pek çok bölgesinde (örneğin Huzevi, Isfahan ve Zencan dağlarında) yeraltı "füze şehirleri" ve mühimmat depoları kurarken sıklıkla sivil idare projelerini ve kamu yatırımlarını kalkan olarak kullanıyor. (Görsel ve haber: @Vahid)

Published: July 22, 2026 05:24

İran Şiraz'da Derak Dağı'nda patlamalarla güne uyanmış Şirazlılar. Patlamanın olduğu yerde bir süre önce dağ yürüyüşü yapanlar için sosyal tesis inşa edilmiş. Deniyor ki, dağlarda mühimmat veya füze deposu yapacakları zaman mutlaka "sosyal tesis"…

Nasıl oluyor da bir yerel yönetici, yönettiği ilin hemen tüm bürokratlarını suça bulaştırabiliyor, dışarı en küçük bilgi sızıntısını bile engelleyebiliyor, merkezin gözüne batmadan kötülüğü altı sene boyunca gizli tutabiliyor? Nasıl oluyor bu?

Published: July 21, 2026 22:09

Nasıl oluyor da bir yerel yönetici, yönettiği ilin hemen tüm bürokratlarını suça bulaştırabiliyor, dışarı en küçük bilgi sızıntısını bile engelleyebiliyor, merkezin gözüne batmadan kötülüğü altı sene boyunca gizli tutabiliyor? Nasıl oluyor bu? GÜLİSTAN…

R to @Kenancamurcu: Gazze'nin tamamen dümdüz edildiği, açlık, soykırım, dehşet, vahşet... Böyle bir öyküye inanmak isteyen için gerçeğin ne olduğunun önemi yok. Videodaki gerçek Gazze'yi görse de o kendine hayali bir yıkım hikayesi yaratır. Hayali Filistin tarihi yarattığı gibi.

Published: July 21, 2026 20:33

Gazze'nin tamamen dümdüz edildiği, açlık, soykırım, dehşet, vahşet... Böyle bir öyküye inanmak isteyen için gerçeğin ne olduğunun önemi yok. Videodaki gerçek Gazze'yi görse de o kendine hayali bir yıkım hikayesi yaratır. Hayali Filistin tarihi yarattığı…

R to @Kenancamurcu: ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth İran rejiminden bahsederken Vance'in asık suratla ve tepkisiz dinlemesi dikkat çekmiş. Söylenenlerden garip bir şekilde alınganlık yaptığı düşünülüyor. Hegseth diyor ki: "47 yıl boyunca, tıpkı Kuzey Korelilerin yaptığı gibi konvansiyonel bir kapasite inşa ettiler. Hatırlarsınız, Kuzey Kore o kadar çok silaha ulaştı ki kimse karşılarına çıkmaya cesaret edemedi. Başkan Trump ise karşı durdu ve bugün de durmaya devam ediyor. İranlılara müzakere etmeleri, Hürmüz Boğazı'nda makul davrandıklarını göstermeleri için her türlü fırsat verildi. Ancak ticari gemilere ateş açacaklarsa, Başkan'ın da dediği gibi onlara 10 kat daha sert vuracağız. Her gece onları daha da zayıflatıyoruz. Konuşabilirler; aksi takdirde Savaş Bakanlığı ile muhatap olurlar..." "Konuşma"nın sorumlusu Vance, başarısız olmasının hayal kırıklığıyla cezalı çocuk gibi köşesinde sessizce oturuyor.

Published: July 21, 2026 19:48

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth İran rejiminden bahsederken Vance'in asık suratla ve tepkisiz dinlemesi dikkat çekmiş. Söylenenlerden garip bir şekilde alınganlık yaptığı düşünülüyor. Hegseth diyor ki: "47 yıl boyunca, tıpkı Kuzey Korelilerin yaptığı gibi…

Bugünkü Müslümanlık ile Osmanlının Müslümanlığı arasındaki fark, bugünkünün ideolojik kimlik olması ve siyasi rakiplere üstünlüğün aparatı olarak kullanılması. Osmanlı döneminde Müslümanlık daha fazla dine benziyordu. Bu farkı fıkıh paradigmasından anlayabiliyoruz. Bugün mesela imamlık din adamları sınıfına dönüştürülmeye çalışılıyor ve bu, laikliğe karşı kazanım olarak kutlanıyor. En fazla imam olacak hafızlık eğitimini tamamlayan çocukları caddelerde gövde gösterisi olarak yürütüyorlar Osmanlıda fetva makamı ise imamlığı meslek görmüyordu. Meslek ve vasıf sahibi olmayı imamlıktan daha önemli buluyordu. Çatalcalı Ali Efendi (1631 – 1692) şöyle fetva vermiş mesela: Soru: Bir camiye imam olmakla, marangozluk yapmaktan hangisi makbuldür? Cevap: Namazı terk etmeden bir sanat sahibi olmak Allah katında daha makbuldür. *** Çatalcalı Ali Efendi (1631 – 1692) IV. Mehmed, II. Süleyman ve II. Ahmed dönemlerinde iki ayrı dönemde toplam 12 yıla yakın şeyhülislâmlık yaptı. 17. yüzyılın siyasi çalkantıları, II. Viyana Kuşatması sonrası bozgun dönemi ve Köprülüler devrinde görev aldı. Derlediği "Fetâvâ-yı Ali Efendi", Osmanlı kadıları ve müftüleri için yüzyıllar boyunca adeta bir hukuk emsal kılavuzu kabul edildi. Tanzimat döneminde Mecelle hazırlanırken en çok başvurulan kaynaklardan biri oldu bu eser.

Published: July 21, 2026 19:22

Bugünkü Müslümanlık ile Osmanlının Müslümanlığı arasındaki fark, bugünkünün ideolojik kimlik olması ve siyasi rakiplere üstünlüğün aparatı olarak kullanılması. Osmanlı döneminde Müslümanlık daha fazla dine benziyordu. Bu farkı fıkıh paradigmasından…

Sabah programlarında izlenen "Anadolu irfanı" nevzuhur değil. Eskiden daha fenaları varmış. Mesela kayınvalide Hind, damadı Zeyd'i şehvetle okşamış, öpmüş ama Zeyd'den meni gelmemiş. Bu durumda Hind'in kızı Zeynep, kocası Zeyd'e haram olur mu? Molla "Olmaz" demiş. Fetva, Lâle Devri’nin meşhur şeyhülislâmı Yenişehirli Abdullah Efendi'ye (ö. 1742) ait, Behcetü’l-Fetâvâ'sında geçiyor. Dönemin fetva dilinde isimler gizlenirken anonim Zeyd, Hind gibi isimler kullanılıyor. Rumuz yani. İlginç vakalar var. Soruların farazi olduğunu iddia edenler var. Fakat Şeyhulislamın cinsellik konulu kurguda bu kadar yaratıcı olması pek mümkün olmayabilir. Bunlar, kuvvetle muhtemel yaşanmış olaylardır. Bazı örneklere bakalım mı? -Zeyd’in, başkasının zinasından hamile olan Hind’i eş alması câiz olur mu? Cevap: Olur, lâkin doğurmayınca çiftleşmek câiz degildir. -Zeyd, Hind’i zina ile gebe bıraktıktan sonra Hind’i doğurmadan evlenip çiftleşmesi câiz olur mu? Cevap: Olur. -Hind kendini Zeyd’e eş etmek istediğinde "Beni odalık (cariye) yapıp bana bin altın nezrin olmak üzere evlenirsen kendimi sana verdim" deyip Zeyd de Hind’i odalık yaparsa Hind’e o kadar akçe nezrim olmak üzere eş ettim dese bu akit sahih olur mu? Cevap: Olur. -Zeyd’in, babası Amr’ın çiftleştiği cariyesi Hind’in özgür bırakıldıktan sonraki kocası Bekir’den olan kızı Zeyneb’i eş yapması câiz olur mu? Cevap: Olur. -Zeyd, oğlu Amr’ın çiftleştiği cariyesi Hind’i şehvetle okşayıp öpse Hind’in çiftleşmesi Zeyd ve Amr’a ebediyen haram olur mu? Cevap: Olur. -Zeyd, zevcesi Hind’in redâen (süt emerek) kızı olup yetişkin hâldeki Zeyneb’i şehvetle meni gelmeksizin okşayıp öpse Hind, Zeyd’e haram olur mu? Cevap: Olur. -Hind, damadı Zeyd’i şehvetle okşayıp öpüp meni gelmese Hind’in kızı Zeyneb, Zeyd’e haram olur mu? Cevap: Olur. -Zeyd, eşi Hind’in anası Zeyneb’le çekişirken falanımı alırsın diye zekerini (penisi) çıkardığında Zeyneb, istemeden ve şehvetsizce, Zeyd’in zekerini görse Hind, Zeyd’e haram olur mu? Cevap: Olmaz. -Zeyd’in şehvet çekici olan zevcesi Hind, "Zeyd’in babası Amr beni şehvetle okşayıp öptü" deyip lâkin Zeyd, Hind’i tasdik etmeyip ve Amr’ın şehvetle Hind’i okşadığına Zeyd emin olmasa sırf Hind böyle dediği için Zeyd’e haram olur mu? Cevap:Olmaz. (Osmanlı Fetva Kitaplarında Kadın Statüsüne Dair Analitik Bir İnceleme Prof. Dr. Muhittin ELİAÇIK Kırıkkale Üniversitesi / Kırıkkale) https://isamveri.org/pdfdrg/G00566/2016/2016_ELIACIKM.pdf)

Published: July 21, 2026 19:04

Sabah programlarında izlenen "Anadolu irfanı" nevzuhur değil. Eskiden daha fenaları varmış. Mesela kayınvalide Hind, damadı Zeyd'i şehvetle okşamış, öpmüş ama Zeyd'den meni gelmemiş. Bu durumda Hind'in kızı Zeynep, kocası Zeyd'e haram olur mu? Molla…

R to @Kenancamurcu: Hamenei ve Nasrallah yıllarca dehşet dengesi oyununu oynadı. Başarılı oldular. İsrail ve Amerikan hükümetleri hamle yapmaya cesaret edemedi. Ama oyunu bozan birileri çıkınca 40 senede yaratılan imaj yarım saatte yerle bir oldu. Yarım saat, Nasrallah'ın bir konuşmasında İsrail'in milyarlarca dolarlık tesislerini yarım saatte imha edeceğini söylerken verdiği süre. Diyor ki: "Biliyorsunuz İsrail gelişmiş bir devlet, yani teknoloji sanayiinde dünya çapında. 76 milyar dolar değerinde teknoloji fabrikaları var. Gıda maddeleri fabrikaları... Çünkü tüm Filistin'in, rejimin tüm gıda maddeleri kuzeyden sağlanıyor. Bunların kurulması 34 yıl sürdü. Bunların hepsi, hepsi bir tek saat içinde gidiverir. Hatta Yarım saatte!" Videoyu yayınlayan @hahussain, Nasrallah'ın da Hamaney'in de hayal dünyasında yaşadığını hatırlatmış. "Ama" diyor, "İkisi de öldürüldü ve güçleri bir İsrail tavuk kümesini bile zar zor yıkabildi. Onlardan sağ kalan takipçileri ise blöf yapıyor." Devam etmiş: "Elinde sadece bölgenin (İsrail, Lübnan, Suriye, Irak, Körfez) ve dünyanın huzurunu kaçırdıkları füze ve insansız hava araçları var. Bir feryat figan kopararak, dünyanın kendilerine istediği şeyi vermesini bekliyorlar ki bu istenen şey de her zaman başkalarına ait oluyor." Hüseyin, İran rejimi yıkılana kadar durulmaması gerektiğini savunanlardan. Karar vermekte tereddüt eden Trump yönetimine bir karşılaştırma önermiş: Irak Savaşı sizin için savaşların nasıl kötüye gittiğine dair bir rehberse, o zaman bugünkü Irak'a bakın ve onu Saddam'lı günlerle karşılaştırın (ki kendisi de tam olarak bugün İran'ın çıkardığı belaları çıkarıyordu, Kuveytlilere sormanız yeterli). Ardından bugünkü Irak'ı bugünkü İran ile karşılaştırın. Irak Savaşı maliyetli ve karmaşıktı; ancak tarih, savaşın ardından yaşananların Irak'ı ve bölgeyi daha iyiye doğru değiştirdiğini hatırlayacaktır. Eğer İran sefalet içinde kalmaya ve bölge ile dünyayı da kendisiyle birlikte sürüklemeye devam etmek istiyorsa, o zaman İslami rejimi yerinde bırakabiliriz.

Published: July 21, 2026 18:34

Hamenei ve Nasrallah yıllarca dehşet dengesi oyununu oynadı. Başarılı oldular. İsrail ve Amerikan hükümetleri hamle yapmaya cesaret edemedi. Ama oyunu bozan birileri çıkınca 40 senede yaratılan imaj yarım saatte yerle bir oldu. Yarım saat, Nasrallah'ın…

R to @Kenancamurcu: Hamenei'nin "fitne" ve "darbe" diyerek infaz talimatı verdiği Ocak 2026 gösterilerinde neler yaşandığını şu kısa videodaki kesitlerden anlamak mümkün. Canını kurtarmaya çalışan göstericileri apartmana alan bu genci orada öldürdü milisler. Yaralıyı sırtında taşıyan itfaiyeciyi de idam ettiler. 7-8 Ocak gecelerinde caddelerde, meydanlarda 40 binin üzerinde göstericiyi katletti Besicler ve Sipahçılar. Öldürülenlerle dalga geçtiler devlet televizyonunda. Aragçi kaç kişi öldürüldüğü sorulduğunda pis pis sırıtarak "Abartmayın canım, 3117 kişi" dedi. Dünyanın gözü önünde yaşandı bu dehşet verici katliam. Ama BM, sivil kuruluşlar, woke solcular, İslamcılar, kimse umursamadı.

Published: July 21, 2026 16:58

Hamenei'nin "fitne" ve "darbe" diyerek infaz talimatı verdiği Ocak 2026 gösterilerinde neler yaşandığını şu kısa videodaki kesitlerden anlamak mümkün. Canını kurtarmaya çalışan göstericileri apartmana alan bu genci orada öldürdü milisler. Yaralıyı sırtında…

R to @Kenancamurcu: Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun (Cozef Avn), Amerika ziyaretini tamamladı. İsrail'le barış anlaşmasının tamamlamasının ve normalleşmeye odaklanmasının karşılığını fazlasıyla aldı. Lübnan ve İsrail, ABD’nin arabuluculuğunda 26 Haziran 2026’da bir "çerçeve anlaşması" imzaladı. Bu anlaşma, İsrail ordusunun Güney Lübnan’dan kademeli olarak çekilmesini ve Hizbullah’ın silahsızlandırılarak bölgede kontrolün sadece Lübnan Ordu Güçlerine (LAF) devredilmesini öngörüyor. Ziyaretle eş zamanlı olarak, Lübnan’ın güneyinde belirlenmiş bazı pilot köylerde (Froun, Srifa, Zawtar al-Gharbieh) Lübnan ordusunun kontrolü tamamen ele alması ve İsrail’in çekilme sürecini başlatması için askeri operasyonel adımlar atıldı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Trump ile yapılan temaslarda, ABD tarafı Lübnan ordusunun güçlendirilmesine, ülkedeki Hizbullah varlığının sonlandırılmasına ve Lübnan ekonomisinin toparlanması için uluslararası yatırımların çekilmesine tam destek vereceğini açıkladı. Aoun, Trump'la görüşmesinde "Sizin gibi harika bir başkanla tanışmak için bu ziyareti uzun zamandır dört gözle bekliyordum." deyince Trump da "Bakın, beni nasıl etkileyeceğini biliyor." karşılığını vermiş. Trump "Şimdi, istediğini alabilir." demiş. Lübnanlılar ticareti iyi bilir.🙂

Published: July 21, 2026 16:05

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun (Cozef Avn), Amerika ziyaretini tamamladı. İsrail'le barış anlaşmasının tamamlamasının ve normalleşmeye odaklanmasının karşılığını fazlasıyla aldı. Lübnan ve İsrail, ABD’nin arabuluculuğunda 26 Haziran 2026’da bir "çerçeve…

Biz daha gerçek sorunlarla uğraşıyoruz. Ne ülkeler var. Videoyu yayınlayan @sekaiwadai demiş ki: Halk sağlığı merkezini mi arasam, Hayalet Avcıları'nı mı arasam, yoksa bir şeytan çıkarıcı mı çağırsam bilemiyorum..

Published: July 21, 2026 15:43

Biz daha gerçek sorunlarla uğraşıyoruz. Ne ülkeler var. Videoyu yayınlayan @sekaiwadai demiş ki: Halk sağlığı merkezini mi arasam, Hayalet Avcıları'nı mı arasam, yoksa bir şeytan çıkarıcı mı çağırsam bilemiyorum.. Video

Etkileşim için her türlü şeyi yapan cahil soytarılar yüzünden bizim gibi ciddiyetle meseleleri değerlendiren eğitimli, vasıflı, entelektüel çaba içindeki insanlara da soruşturma açılıyor. İkisini ayırt etmeyen yargı paradigması tabii ki sorunlu ve ıslah edilmeli, ama şu fenomen sirkine de ayar verilmesi lazım. Şovlarına dini dekor yapmalarına tepki çok da haksız değil. Kültürel değişim için anlayışların değişmesine inanan yaşını başını almış hayat tecrübesi olan benimle, şu çocuğun heveskâr şamatası bir mi? Ömrüm Müslümanlık içinde geçmiş, bu din kültürünün bilmediğim köşe bucağı yok, neye nasıl itiraz edileceğini en iyi bilenlerden biriyim, hakkımda "dini değerleri aşağılama, halkı kin ve nefrete tahrik" ithamı var. Olacak iş mi? Ayıp yani.

Published: July 21, 2026 14:49

Etkileşim için her türlü şeyi yapan cahil soytarılar yüzünden bizim gibi ciddiyetle meseleleri değerlendiren eğitimli, vasıflı, entelektüel çaba içindeki insanlara da soruşturma açılıyor. İkisini ayırt etmeyen yargı paradigması tabii ki sorunlu ve ıslah…

R to @Kenancamurcu: Amerikalı Filistincilerde gerçekten tuhaf bir hissizlik, delilik, kaçıklık, bariz sosyopati var. Ağzını burnunu yamultarak "N'olmuş 7 Ekim'e, umurumda bile değil" diyor. Konuşan deli, Emily, Filistincilerin meşhurlarından. Hamas'ın 7 Ekim saldırısında yarım günde 1200 çoluk çocuk, yaşlı, genç, yatalak hasta öldürülmesiyle dalga geçiyor. 9 aylıktan 13 yaşa kadar 40'ı çocuk 251 insanın kaçırılıp rehin alınması ve bazı rehinelerin öldürülmesi umurunda değil. Savaşın bunun üzerine başladığı da umurunda değil. Sinvar'ın kendi el yazısıyla talimatları yayınlandı. İsrail'in 7 Ekim saldırısından sonra belki atom bombası bile kullanabileceğini ama buna rağmen katliamı en vahşi şekilde yapmalarını emretti adamlarına. Kaçık Emily bütün bunlara rağmen "Hayır, umurumda değil." diyor. Neden değilmiş? "Çünkü her şey o zaman başlamadı ve siz şimdiye kadarki en zayıf troll'lersiniz. Her şey 1948'de iki devletli, apartheid bir siyonizm başlattığınızda başladı." Ama bu söylediği doğru değil ki. Hem her şey 1948'de başlamadı, hem siyonizm, yani Yahudilerin kendi vatanlarında kendi kaderlerini tayin edeceği bağımsız devlet hareketi apartheid bir devlet kurmadı. Bugün İsrail'de Araplar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Dürziler, Çerkesler devlette her görevde yer alabiliyorlar. Sosyal hayatta ve ekonomide dilediklerini yapabiliyorlar. Her şeyin 1948'de başladığı bayat bir iddia. İsrail'in kurulmasından çok önce Yahudiler Araplar tarafından defalarca katledildi: - 1920, Nebi Musa ayaklanmaları (Jerusalem) - 1921, Yafa ayaklanmaları: 47 Yahudi öldürüldü - 1929, El Halil katliamı: 67 Yahudi öldürüldü, asırlık Yahudi toplumu sona erdi - 1936-1939, Arap İsyanı: Yahudi sivillere ve İngilizlere yönelik yaygın saldırılar - 1938, Taberiye katliamı: 11'i çocuk 19 Yahudi öldürüldü Ne bir "işgal", ne "yerleşim yerleri", ne de bir İsrail devleti vardı. Çatışmanın 1948'de başladığı iddiası tarih değil; belgelenmiş onlarca yıllık Yahudi karşıtı şiddeti göz ardı eden siyasi bir söylem.

Published: July 21, 2026 13:04

Amerikalı Filistincilerde gerçekten tuhaf bir hissizlik, delilik, kaçıklık, bariz sosyopati var. Ağzını burnunu yamultarak "N'olmuş 7 Ekim'e, umurumda bile değil" diyor. Konuşan deli, Emily, Filistincilerin meşhurlarından. Hamas'ın 7 Ekim saldırısında…

Benim tevellüdümdekiler hatırlayacak: Sandinistaların lideri Daniel Ortega, Somoza'yı devirdikten sonra 80'li yılların başında genel seçim düzenleme kararı aldığında Dev-Sol'un yayınında uzun bir analiz yayınlanmış ve bu karar 'sapma' olarak suçlanmıştı. O zamanlar Solcular da biz İslamcılar da ikilemde kalmıştık. Bir yanda devrim kazanımı, diğer yanda demokrasi, hangisini seçsek? Ben devrimci hassasiyetlerime rağmen Ortega'nın kararını cesurca bulmuş ve alkışlamıştım. Girişim dergisinde yazdım da bunu. 1985'ti sanırım. Daniel Ortega yıllar sonra bu 'sapma'yı telafi etmeye karar verdi. Sandinista Devrimi’nin yıl dönümü törenlerinde seçim sistemini tamamen lağvetme kararını açıkladı. Bunun nedeni, seçimin, ABD destekli muhalefetin ülkeyi karıştırmak ve rejimi devirmek için kullandığı bir araç olmasıymış. Sandık sistemini kaldırmayı "muhalefete karşı sur örmek" olarak tanımladı. Bu da bir düşünce elbette. Ben de mevcut demokrasinin ıslah edilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Seçim iptal edilmesin elbette ama seçmen olmak ehliyet şartına bağlansın. Ya da oy değerinde derecelendirme olabilir. Seçmenlerin muhakeme yeterliliğine göre oyun değeri olsun mesela. "Dağdaki çoban, şehirdeki manken" vulgarizasyonu hariç iyi bir Aysun Kayacı formülü. Neyse. Daniel Ortega'nın bugün Nikaragua'da muhalefeti tasfiye etmesi ve seçimleri fiilen işlevsiz hale getirmesi, kökleri 1979 Sandinista Devrimi'ne uzanan kendine has bir iktidar anlayışının devamı. 1979 yılında Anastasio Somoza diktatörlüğünü silahlı mücadeleyle deviren Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN), Marksist-Leninist ve anti-emperyalist kökenlere sahip bir gerilla hareketiydi. Devrim sonrasında iktidarı ele geçirdiklerinde, seçimlerin düzenlenip düzenlenmeyeceği ve bunun nasıl bir rejim yaratacağı sol hareketin genelinde büyük bir tartışma yaratmıştı. FSLN liderliği ilk yıllarında, liberal/temsili demokrasileri birer "burjuva oyunu" olarak görüyordu. Gerilla komutanları, devrimin silahla ve halkın kanıyla kazanıldığını, bu nedenle iktidarın asla burjuva sandıklarında tartışmaya açılamayacağını savunan katı bir öncü parti (vanguard) çizgisine sahiptiler. Sandinistalar, ABD destekli Contra savaşının baskısı, ekonomik kriz ve uluslararası meşruiyet kazanma ihtiyacıyla 1984 yılında seçim yapma kararı aldıklarında, bu karar radikal solun çeşitli kesimlerinden farklı şekillerde eleştirildi. Örneğin bazı Troçkist ve ortodoks komünist gruplar, devrim sürerken ve emperyalist bir kuşatma altındayken seçim düzenlemenin devrimci hatadan bir sapma, "sağa kayma" olduğunu, işçi sınıfının diktatörlüğünü zayıflattığını ve burjuva demokrasisine boyun eğmek anlamına geldiğini savundular. Radikal solun bir kısmı, seçimlerin sadece Batı'yı yatıştırmak için geçici bir "taktik hamle" olarak kalması gerektiğini savunurken, parti içindeki ılımlılar bunu demokratik çoğulculuğun bir parçası haline getirmek istiyordu. Nitekim FSLN, 1990'daki seçimleri kaybedip iktidarı barışçıl bir şekilde devrettiğinde, bu durum küresel solun radikal kanadında "devrimin masada harcandığı" yönünde büyük hayal kırıklıkları yaratmıştı.

Published: July 21, 2026 12:08

Benim tevellüdümdekiler hatırlayacak: Sandinistaların lideri Daniel Ortega, Somoza'yı devirdikten sonra 80'li yılların başında genel seçim düzenleme kararı aldığında Dev-Sol'un yayınında uzun bir analiz yayınlanmış ve bu karar 'sapma' olarak suçlanmıştı. …

Amerikan Demokratik Parti'nin Filistinci radikalizm tarafından ele geçirildiğini söyler dururum. İngiltere'de Corbyn'in İşçi Partisi'ne yaptığının aynısı. Allen, Demokratik Parti'nin "Corbynizasyon"u demiş buna. 90'larda İslamcıların demokrasiyi kaçırmasıyla (hijack) ilgili bir suçlama vardı. Gilles Kepel gündeme getirmişti sanırım. Ben de o zamanlar İslamcı olduğum için buna itiraz ederdim ve niyetin bu olmadığını söylerdim. Kepel'e de söylemiştim. Şurada anlattım olayı: https://x.com/Kenancamurcu/status/2044383468855923123 Fakat sekülerler haklı çıktı. Aynı deneyimi İngiltere yaşadı. Şimdi de Amerikalılar yaşıyor.

Published: July 21, 2026 11:22

Amerikan Demokratik Parti'nin Filistinci radikalizm tarafından ele geçirildiğini söyler dururum. İngiltere'de Corbyn'in İşçi Partisi'ne yaptığının aynısı. Allen, Demokratik Parti'nin "Corbynizasyon"u demiş buna. 90'larda İslamcıların demokrasiyi…

R to @Kenancamurcu: Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Başsavcısı Karim Khan, kadın çalışanına sistematik cinsel istismar ve taciz uyguladığı gerekçesiyle görevden alınmıştı. Üye ülkelerin üçte ikisinin oyuyla buna karar verildi. Şimdi onun yerine geçici olarak yardımcısı Nazhat Khan bakıyor. O da bir Khan. Gerçi aralarında akrabalık yok. Soyadı benzerliği. Fakat benzerlik soyadla sınırlı değil. Filistin-İsrail tartışmalarında önyargılı biçimde İsrail karşıtlığı yapmada iki Khan da aynı reflekslerle hareket ediyor. Nazhat da Karim gibi kendi bürokrasisini İsrail karşıtı isimlerden oluşturmaya büyük özen gösteriyor. Alınan kararlar, basın açıklamaları, delil toplama vs. her konuda Hamas veya FKÖ yanlısı davranmak adeta koşul. Mesela UNWATCH direktörü @HillelNeuer, UNRWA okullarında görev yapan bazı öğretmenlerin açıkça Hitler'i övdüğü ve Yahudi nefreti yaydığını örnekleriyle anlattığı konuşmasını yarıda kesmişti Nazhat Khan. Neuer'in konuşmasını “aşağılayıcı, hakaret içerikli ve kışkırtıcı” bulunduğumu söyledi ve “Bu kişisel saldırı boyutundadır. Bu ifade usule aykırıdır.” dedi. Oysa konuşmada sadece o öğretmenlerin sözleri alıntı yapılmıştı. Nazhat Khan, öğretmenlerin sözlerinin BM tutanaklarına geçmesini engelledi yani. Khan o sırada BM İnsan Hakları Konseyi oturumlarına başkanlık ediyordu. Khan ayrıca hem UNRWA bünyesinde personel olarak çalışan hem de Hamas'ın savaşçısı çift şapkalı teröristlerden Mohammed Abu Ittiwi ve Fathi Sharif'i açıkça korudu. İnsan hakları aktivistlerinin UNRWA öğretmenleri tarafından kışkırtılan sistemik antisemitizmi raporlamasını hiçbir gerekçe göstermeksizin keyfi olarak engelledi. 2021 yılında BM İnsan Hakları Konseyi Başkanı olarak Nazhat Shameem Khan, İsrail karşıtı Navi Pillay'i BMHK'nin İsrail'e yönelik daimi soruşturma komisyonuna başkanlık etmesi için seçti. Khan şu anda Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) Başsavcı Yardımcısı. Pillay ile görüşmekten ve onun sunduğu belgeleri kabul etmekten çekinmedi. UCM Başsavcı Yardımcısı olarak Nazhat Shameem Khan, BMHK'nin İsrail'i hedef alan soruşturma komisyonuna atadığı İsrail karşıtı isimlerle -Navi Pillay ve Miloon Kothari de dahil- Lahey'de bir araya geldi. Bu, kurumun teamüllerine aykırı etik dışı bir davranıştı. İşte bu Khan, (Nazhat Shameem) şimdi geçici olarak UCM Başsavcılığına bakıyor. Aşağıdaki fotoğraf da Haziran 2022'de UCM'yi ziyareti sırasında FKÖ Dışişleri Bakanı Riad Malki ile görüşürken çekilmiş. İsrail-Filistin konulu dosyalara bakan bir mahkemenin başsavcılık makamı böyle poz verir mi? Bu görüntüden sonra mahkemenin tarafsızlığından söz edilebilir mi? Üstelik bu fotoğraf, Hamas'ın vahşi 7 Ekim katliamından sadece 19 gün sonra çekilmiş. Hamas'ın katliamından tek kelimeyle bile bahsedilmezken Malki'den “Filistin halkına yönelik son İsrail suçlarının delilleri"ni teslim almanın mutluluğu içindeler.

Published: July 21, 2026 09:53

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Başsavcısı Karim Khan, kadın çalışanına sistematik cinsel istismar ve taciz uyguladığı gerekçesiyle görevden alınmıştı. Üye ülkelerin üçte ikisinin oyuyla buna karar verildi. Şimdi onun yerine geçici olarak yardımcısı Nazhat…

ABD Dışişleri Bakanı Rubio demişki, İsrail'in yeraltı zenginlikleri yok. Sadece halkı var, Yahudiler var, ne yaptıysa onlar yaptı, çölü yüksek teknoloji gücüne dönüştürdüler. Ama ne yazık ki yeraltı zenginlikleri dolup taşan komşu ülkeler bu başarıyı, başarının sahiplerini, ülkesini yok etmek istiyor. Durumu net özetlemiş.

Published: July 21, 2026 09:26

ABD Dışişleri Bakanı Rubio demişki, İsrail'in yeraltı zenginlikleri yok. Sadece halkı var, Yahudiler var, ne yaptıysa onlar yaptı, çölü yüksek teknoloji gücüne dönüştürdüler. Ama ne yazık ki yeraltı zenginlikleri dolup taşan komşu ülkeler bu başarıyı,…

Burkina Faso'nun Çin destekli Askeri Konsey lideri İbrahim Traoré, 800 gencin Arap ülkelerine şeriat öğrenmeye gittiğini, hiçbir mesleki becerilerinin olmadığını anlatıyor ve diyor ki: "Gelecekler, birbirimizi öldürtecekler, buna asla izin vermeyeceğim." İbrahim Traoré 2022'de yaptığı darbeyle iktidara geldi. Burkina Faso'daki Fransız askeri varlığına ve anlaşmalarına son verdi, Fransız askerlerini ve büyükelçisini ülkeden çıkardı. Komşuları Mali ve Nijer ile birlikte Sahel Devletleri İttifakı'nı (AES) kurdu. Burkina Faso'ya şeriat getirilmesine asla izin vermeyeceğini söylüyor. Şöyle diyor: "Şu anda bazı Arap ülkelerindeki durumu inceliyoruz; burada eğitim gören binden fazla Burkinabalı gencimiz var. Topladığımız son istatistikler sayının 800 küsur olduğunu gösteriyordu. Kayıtlara baktım; kimsenin ne zaman ayrıldıklarından haberi yok. Ne yaptıklarını kimse bilmiyor. Oradaki büyükelçiliklerin bile bunlardan haberi yok. Ve ne öğreniyorlar biliyor musunuz? Şeriat, İslam hukuku ve İslam fıkhı. Son listede bana gösterilen o 800 küsur kişiden tek bir kişi bile mesleki bir beceri veya zanaat öğrenmiyor. Hiçbiri! Amaçları buraya gelip şeriatı uygulamak. Dışarı gidenleri kontrol etmenin neden iyi olduğunu görüyorsunuz değil mi? Bu yüzden önümüzdeki en önemli aşamanın bu olduğunu söylüyorum. Bu insanları geri getireceğim. Geri dönmeyen kişi de artık Burkinabalı değildir. Ama kendimizi değiştirmemiz gerekiyor. Eğer sizler, yani buradaki imamlar, gençlerimize İslam eğitimi veremiyorsanız, bu işi bırakmalısınız. Bu ciddiyetsizliktir. Sizin bunu yapabileceğinize inanıyorum. İster Katolik gençliği, ister Protestan gençliği, ister geleneksel inançlara sahip olanlar olsun; dinle ilgili her şeyin finansmanını biz kendimiz üstleneceğiz. Bunu kendi bütçemizden karşılamanın bir yolunu bulacağız. Bu noktayı iyi not etmek gerekir. Çünkü birçok insan sadece para için buna çekiliyor, başka bir şey değil. Finansmanı alıyorlar ve kendilerinden isteneni yapıyorlar. Çocukları yurt dışına çıkarıyoruz; gidip şeriat eğitimi alıyorlar, dönüp şeriatı uygulamak istiyorlar. 5 ila 7 yıl boyunca beyin yıkama sürecinden geçiyorlar. Gelip diyorlar ki: 'Diğer taraf helal için savaşıyor.' İşler bu hale geliyor. Sonuç ne oluyor? Burada birbirimizi öldürmeye başlıyoruz, onlar da yağmalamaya ve yapmamaları gereken şeyleri yapmaya devam ediyorlar. Buna asla izin vermeyeceğim. Dolayısıyla, aranızda beni desteklediğini söyleyenler vardı... Eğer beni bu tür şeyleri desteklemek için destekliyorsanız, hiç desteklemeyin daha iyi."

Published: July 21, 2026 05:36

Burkina Faso'nun Çin destekli Askeri Konsey lideri İbrahim Traoré, 800 gencin Arap ülkelerine şeriat öğrenmeye gittiğini, hiçbir mesleki becerilerinin olmadığını anlatıyor ve diyor ki: "Gelecekler, birbirimizi öldürtecekler, buna asla izin vermeyeceğim." …

R to @Kenancamurcu: Sudan rejimi tarafından desteklenen Afrika el-Kaidesi'nin "küresel cihat" için kıtada toplanmaya öncülük ettiği yazılıyor bir süredir. IŞİD'le aynı çatı altında bir araya geldiği de. Tüm görüntülerde el-Kaide ve IŞİD bayrağı birlikte taşınıyor. Sudan, 1990’larda Ömer el-Beşir ve Hasan et-Turabi döneminde Usame bin Ladin’e ve el-Kaide’ye ev sahipliği yaptı. Bu dönemden kalan ideolojik damar ve lojistik ağlar çalışıyor hala. Sudan ordusunun (SAF) saflarında savaşan "El-Bera bin Malik" gibi yapılar, eski rejimin İstihbarat ve İslamcı kanatlarından besleniyor. Bu grupların dili, üniformaları ve kullandıkları semboller klasik bir devlet ordusundan ziyade cihatçı milis yapısına benziyor. Sudan'da devlet otoritesinin çökmesi, Doğu Afrika (eş-Şebab) ve Sahel bölgesindeki cihatçıların (JNIM, IŞİD) bölgeye sızması, silah ticareti yapması ve lojistik hat kurması için ideal bir zemin yaratıyor. Birçok Batılı güvenlik analisti, Sudan'ın Kızıldeniz sahilindeki kontrolsüzlüğün ve ordunun radikal İslamcı unsurlarla iş birliğinin, Afrika genelinde el-Kaide ve IŞİD kökenli sempatizanları çeken yeni bir küresel cihat çekim merkezi oluşturabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.

Published: July 21, 2026 04:40

Sudan rejimi tarafından desteklenen Afrika el-Kaidesi'nin "küresel cihat" için kıtada toplanmaya öncülük ettiği yazılıyor bir süredir. IŞİD'le aynı çatı altında bir araya geldiği de. Tüm görüntülerde el-Kaide ve IŞİD bayrağı birlikte taşınıyor. Sudan,…

R to @Kenancamurcu: İsrail'i "Hannibal Protokolü" uygulayıp kendi vatandaşlarını öldürmekle suçladılar ya, İran rejiminin komutanı, Amerika'nın eline geçmesindense kendi adalarını vatandaşlarıyla birlikte bombalayacaklarını söylüyor. Müslüman radikaller İsrail'i ne ile suçluyorsa mutlaka kendilerinde olanı gizlemek için bunu yapıyordur. Hamas 7 Ekim'de, İsrail'den, kırkı çocuk, 251 kişiyi kaçırıp rehin aldığında İsrail operasyonlarını durdurmayınca "Hannibal Protokolü" uyguladığı ve rehineleri öldürmeyi göze aldığı söylenmişti. Tehran mahreçli bu propaganda etkili de olmuştu. Şimdi Amerikalıların İran'a yönelik operasyonda Körfez'deki İran adalarını işgal edeceği söylendiğinde İranlı komutan, buna nasıl tepki vereceklerini devlet televizyonunda şöyle açıkladı: "Bir ülkenin topraklarının bir kısmı karşı tarafça işgal edilse bile, o ülke düşmana kayıp verdirebilmek için kendi toprağını da hedef almak zorunda kalır. Bu, savaşın mantığıdır. Yani düşünün ki, eğer Amerikalıların ayağı bizim adalarımızdan birine basacak olursa, bize ait olsa bile onları kesinlikle kendi adamızda hedef alırız."

Published: July 21, 2026 03:44

İsrail'i "Hannibal Protokolü" uygulayıp kendi vatandaşlarını öldürmekle suçladılar ya, İran rejiminin komutanı, Amerika'nın eline geçmesindense kendi adalarını vatandaşlarıyla birlikte bombalayacaklarını söylüyor. Müslüman radikaller İsrail'i ne ile…

R to @Kenancamurcu: Hicaz El-Kaidesi'nin lideri "Ebu el-Lays" lakaplı Sa'd bin Atıf el-Avlaki aniden ortaya çıkmış ve İran rejimi lehine ABD'ye savaş ilan etmiş. Konuşmasında ABD'yi, ABD Başkanını ve Başkan Yardımcısını hedef almakla tehdit ediyor. El-Avlaki'nin konuşma yaparken arkasında IŞİD bayrağı olması dikkat çekmiş. Belinde de Yemen hançeri görünüyor. İran rejimiyle el-Kaide arasındaki bağ 90'lı yıllarda Bosna savaşına kadar gidiyor. Tehran'ın, Şiileri hedef almasına rağmen el-Kaide'ye askeri ve finansal destek sağladığı iddialar arasındaydı.

Published: July 21, 2026 03:12

Hicaz El-Kaidesi'nin lideri "Ebu el-Lays" lakaplı Sa'd bin Atıf el-Avlaki aniden ortaya çıkmış ve İran rejimi lehine ABD'ye savaş ilan etmiş. Konuşmasında ABD'yi, ABD Başkanını ve Başkan Yardımcısını hedef almakla tehdit ediyor. El-Avlaki'nin konuşma…

İran Dışişleri Bakanı Aragçi'nin Mücteba Hamenei'yi hiç görmediğini söylediği konuşması yankı uyandırdı. Bunu Mücteba'nın yaşamadığına veya görev yapamayacak durumda olduğuna yoranlar çoğunlukta. Rejimin iç hesaplaşmasının sert geçtiğini değerlendiriyor uzmanlar. Benim kanaatim, @araghchi'nin başından beri 'ertesi gün'e hazırlandığı. Rejimin fiilen bittiği mesajını bu sözlerle Batılı muhataplarına iletmiş oluyor. Geçiş yönetiminin temsilcisi olarak da kendini takdim ediyor. Devrim Muhafızları'nın lağvedilerek konvansiyonel orduya katıldığı ve siyasi rejimin tamamen değiştiği yeni bir dönemi inşa edecek kapasitesi olduğundan emin değilim. Ama kuracağı ittifaklarla bu rolü oynayabilir. İnternetin serbest kaldığı koşulda halkın sokakta vereceği kitlesel destekle reformu başarabilir.

Published: July 21, 2026 02:57

İran Dışişleri Bakanı Aragçi'nin Mücteba Hamenei'yi hiç görmediğini söylediği konuşması yankı uyandırdı. Bunu Mücteba'nın yaşamadığına veya görev yapamayacak durumda olduğuna yoranlar çoğunlukta. Rejimin iç hesaplaşmasının sert geçtiğini değerlendiriyor…

New York Göçmen Mahkemesi önünde yangın çıkaran kişi, ICE karşıtı eylemci. Mamdani'nin çevresinden milletvekilliğine veya senatörlüğe aday olanların dillerinden düşürmediği "f*ck ICE" küfrü şimdi onlar için tehlikeli iltisaka dönüştü. Kongre üyesi Rashida Tlaib da yakasında "f*ck ICE" rozetiyle geziyor.

Published: July 20, 2026 19:30

New York Göçmen Mahkemesi önünde yangın çıkaran kişi, ICE karşıtı eylemci. Mamdani'nin çevresinden milletvekilliğine veya senatörlüğe aday olanların dillerinden düşürmediği "f*ck ICE" küfrü şimdi onlar için tehlikeli iltisaka dönüştü. Kongre üyesi Rashida…

R to @Kenancamurcu: Kanuni Sultan Süleyman’ın, Yavuz Selim’in Yahudi eşinden dünyaya geldiği biliniyor. Sultan Selim’in eşi ve Kanuni'nin annesi Helga, Polonya Yahudisi idi. Sonradan adını Hafsa Sultan olarak değiştirdi. Ama bundan önemlisi, Kanuni döneminde Osmanlı devletini Yahudiler yönetti. Hafsa Sultan, oğlunun iktidarda olduğu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun iç ve dış politikasında önemli rolü olan kişilerden biriydi. Yavuz Selim'den başlayarak uzun süre boyunca Yahudiler sarayda çok yüksek mevkilere getirildi. Sultan Selim’in İstanbul’daki vergi toplama işine Eliyah Mizrahi isimli Yahudi bakıyordu. Ayrıca ünlü Moşe Hamon ailesi Osmanlı sarayında yüksek prestije sahip ailelerdendi. Moşe Hamonun babası Joseph Yasef Hamon 2. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim’in (1518) aile hekimleriydi. Bu dönemin diğer önemli saray hekimlerinden biri olan Musa Kalinus da Yahudi asıllı idi. Tarihin belli zamanlarında ise 2. Beyazıt’ın ve Sultan Selim’in hekimi oldular. Kanuni’nin iktidarı zamanında da Yahudiler saray idaresinde yüksek mevkilere getirildiler. Yahudiler özellikle onun döneminde güç ve zenginliğe sahip oldu. Öyle ki, Kanunî Sultan Süleyman da Yahudi asıllı bir kadınla evlendi. Nitekim, Sultan Süleyman’ın eşi, Hürrem Haseki Sultan (veya Rokselanna) Yahudi asıllı idi ve Ukrayna’nın Rohatyn kentinde doğmuştu. Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan da Yahudi asıllı Rüstem Paşa ile evlendirilmişti Kanunî’nin göreve getirdiği ve 1550- 1553 yılları arasında Osmanlı filosunun kaptanı olan Sinanüddin Yusuf Paşa Süleyman'ın damadı Rüstem Paşa’nın kardeşiydi ve o da bir Yahudiydi. Ayrıca, Kanunî’nin amirallerinden biri olan Sinan Paşa’nın adı orta çağ kaynaklarında “Büyük Yahudi” olarak geçiyor.

Published: July 20, 2026 19:22

Kanuni Sultan Süleyman’ın, Yavuz Selim’in Yahudi eşinden dünyaya geldiği biliniyor. Sultan Selim’in eşi ve Kanuni'nin annesi Helga, Polonya Yahudisi idi. Sonradan adını Hafsa Sultan olarak değiştirdi. Ama bundan önemlisi, Kanuni döneminde Osmanlı…

R to @Kenancamurcu: Yazdığım gönderiye küfür kıyamet saydıranlar sanırsınız hayatlarında her türlü konuda ahlaktan başka bir şey olmayan melekler. Tam tersi olduğuna çok eminim. İki tane kadın bacağı görünüyor diye burada takva gösterisi yapmaları kendi hayatlarındaki darmadağınıklığı Tanrıya affettirmenin cihadı. Böyle bağırıp çağırırlarsa hayatlarındaki ahlaksızlığın temize çekileceğini zannediyorlar. Üstelik 15 dakikalık devre arasında yapılan şovlar içinde Şakira'nın bu gösterisi sadece 50 sn. Bunun için canlı yayın kesmek, pire için yorgan yakmanın tam karşılığı.

Published: July 20, 2026 18:31

Yazdığım gönderiye küfür kıyamet saydıranlar sanırsınız hayatlarında her türlü konuda ahlaktan başka bir şey olmayan melekler. Tam tersi olduğuna çok eminim. İki tane kadın bacağı görünüyor diye burada takva gösterisi yapmaları kendi hayatlarındaki…

R to @Kenancamurcu: İran rejiminin vasfını anlamayı sağlayacak en son örnek. Eski başbakan Musavi'nin açık mektubuna imza koyan üç akademisyen ve siyasetçi 15 aya kadar hapis cezasına mahkum edilmiş. Sorgulanmadan ve mahkeme edilmeden Hamenei'nin iki dudağı arasından çıkan lafla 16 senedir hapis (aslında rehin) tutulan eski başbakan Mir Hüseyin Musevi, kanlı Ocak 2026 olaylarından sonra bir mektup/manifesto yayınlamış ve ülkeyi savaşa sürükleyenlerin kenara çekilmesini ve yönetimi halka devretmelerini istemişti. Musavi'nin mektubu İran halkı arasında ve diasporadaki İranlılarda yankı uyandırdı. Mektuba imza koyan akademisyenler, siyasetçiler ve aktivistler hakkında soruşturma başlatıldı. Rejim, elindeki onlarca televizyon kanalı ve binlerce irili ufaklı medya organına rağmen, basit bir bildiri karşısında öyle korkuya kapıldı ki, imzacılardan üçünü "rejime karşı propaganda" suçlamasıyla hapse mahkum etti. Alirıza Beheşti Şirazi ve Nasır Danişfer 15 aya, Muhammed Cevad Derdkeşan ise 6 ay hapse mahkum edildi.

Published: July 20, 2026 17:59

İran rejiminin vasfını anlamayı sağlayacak en son örnek. Eski başbakan Musavi'nin açık mektubuna imza koyan üç akademisyen ve siyasetçi 15 aya kadar hapis cezasına mahkum edilmiş. Sorgulanmadan ve mahkeme edilmeden Hamenei'nin iki dudağı arasından çıkan…

Amerikalıların katlı otoparkı öğrenmesinin zamanı gelmiş. Maça gidenlerin aracı parkettikten sonra dakikalarca yürümek zorunda kaldığının resmi bu.

Published: July 20, 2026 17:38

Amerikalıların katlı otoparkı öğrenmesinin zamanı gelmiş. Maça gidenlerin aracı parkettikten sonra dakikalarca yürümek zorunda kaldığının resmi bu.

Lübnan Cumhurbaşkanı, Washington'da Rubio ile bir araya geldikten hemen sonra ve Trump görüşmesinin öncesinde Veliaht Prens MbS'ı aramış. Bu trafik, görüşmenin ne denli kritik ve hayati öneme sahip olduğuna işaret ediyor. Hizbullah'ın tasfiye edilmesi ve İran'ın Lübnan'daki etkisini kaybetmesi Suudi Arabistan'ın Lübnan'a dönüşünü hızlandırdı.

Published: July 20, 2026 17:28

Lübnan Cumhurbaşkanı, Washington'da Rubio ile bir araya geldikten hemen sonra ve Trump görüşmesinin öncesinde Veliaht Prens MbS'ı aramış. Bu trafik, görüşmenin ne denli kritik ve hayati öneme sahip olduğuna işaret ediyor. Hizbullah'ın tasfiye edilmesi ve…

R to @Kenancamurcu: Ezberlerin panzehiri, tarihi gerçeklerdir. Osmanlı devletinin Yahudileri reddettiği ezberi mesela. Oysa Selanik, Yunan faşistlerinin eline geçip de Yahudilere etnik arındırma yaptıklarında Osmanlı devleti Yahudileri Filistin'e yerleştirdi. 1912’de Selanik şehrinin Yunanlar tarafından işgali nedeniyle bu şehirde yaşayan Yahudi topluluğu hızla azalmaya başladı. 1913’te Yunanlılar tarafından yapılan nüfus sayımına göre Yahudi nüfusu yaklaşık 61.000 kişiydi. Ama şehirde çoğunluktular. Sonrasında Yahudilerin sayısı 45.000 kişiye düştü. Yunanların sayısı ise yaklaşık 39.000 kişiye ulaştı. Şehrin Yunanların kontrolüne geçmesi Yahudiler için iyi olmadı. Şehirdeki Türklerle birlikte Yahudilere karşı da etnik ayrımcılık başladı. Yahudiler bölgede Türklerin egemenliğinin sağlanmasını istiyorlardı. Hatta bunun için büyük devletlerle görüşmelerde bulundular. Fakat Yahudilerin bu girişimi sonuçsuz kaldı. Yahudilerin büyük kısmı Filistin topraklarına yerleşti. Fransa, Polonya ve diğer ülkelere gidenler de oldu. 1928’de şehir neredeyse tamamen Yunanlaşmıştı. Hatta ikinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya’nın Selanik şehrini ele geçirmesi ile Yunan faşistler Almanlara yardım etti ve zengin Yahudilerin yaşadığı evleri onlara gösterdi. Yunan faşistlerin yardımıyla birçok Yahudi toplama kamplarına gönderildi ve öldürüldü. (Günay Seferova, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Yahudilerin Altın Çağı, Türk Tarih Kurumu, https://short-url.cc/1zLoe)

Published: July 20, 2026 17:22

Ezberlerin panzehiri, tarihi gerçeklerdir. Osmanlı devletinin Yahudileri reddettiği ezberi mesela. Oysa Selanik, Yunan faşistlerinin eline geçip de Yahudilere etnik arındırma yaptıklarında Osmanlı devleti Yahudileri Filistin'e yerleştirdi. 1912’de Selanik…

Amerikalılar Tebriz'de dev füze sitesini vurmuş. Yer üstünde ve altında depolanmış füzeler, füze yakıtı ve mühimmat bulunuyor burada. Tamamen imha etmişler.

Published: July 20, 2026 14:55

Amerikalılar Tebriz'de dev füze sitesini vurmuş. Yer üstünde ve altında depolanmış füzeler, füze yakıtı ve mühimmat bulunuyor burada. Tamamen imha etmişler. Vahid Online (@Vahid) ویدیوی دریافتی با شرح: 'سایت موشکی #تبریز' دوشنبه ۲۹ تیر #Iran Video …

X paylaşımlarım nedeniyle İl Emniyet Müdürlüğü'nden ifade vermeye davet edildim. FETÖcüler Erdoğan'ı "bir numara" yazdıkları örgütün yöneticisi diyerek senelerce takip etti beni, twitter mesajlarımı suç unsuru yapıp dosyaya koydular falan; yani devletin kaynaklarını boşuna harcadılar. Döndük yine başa. Gereksiz, yersiz, manasız işler.

Published: July 20, 2026 13:20

X paylaşımlarım nedeniyle İl Emniyet Müdürlüğü'nden ifade vermeye davet edildim. FETÖcüler Erdoğan'ı "bir numara" yazdıkları örgütün yöneticisi diyerek senelerce takip etti beni, twitter mesajlarımı suç unsuru yapıp dosyaya koydular falan; yani devletin…

İran'da köprüler vurulup tahrip ediliyor, tüneller vuruluyor falan, her defasında Tehran köprüyü 24 saatte eski haline getiriyor, tüneli 6 saatte onarıyor. Hiçbirinin inşa videoları ve bitmiş halinin görselleri yok tabii ki. Fakat Tel Aviv, Tehran'ın beyanına itibar etmiş, bu açıklamaları ciddiye almış ve bir talepte bulunmuş: "Hafif raylı sistem inşaatımız için müteahhidin numarasını verirseniz seviniriz." İhaleyi rekabetsiz vereceklermiş.🙂

Published: July 20, 2026 10:51

İran'da köprüler vurulup tahrip ediliyor, tüneller vuruluyor falan, her defasında Tehran köprüyü 24 saatte eski haline getiriyor, tüneli 6 saatte onarıyor. Hiçbirinin inşa videoları ve bitmiş halinin görselleri yok tabii ki. Fakat Tel Aviv, Tehran'ın…

R to @Kenancamurcu: İster Tanrının yaratılışı deyin, ister doğanın evrimi, penis boyunda bile tayin edici rol hamilelik aşamasında kadında. Uygun spermi seçen de kadın, spermin aracısının ölçeğini belirleyen de. Elmayı yedirip konfordan kovdururken ne yaptığını biliyormuş yani.🙂 İşin şakası bir yana, erkekliğin o en büyük "gurur kaynağının" akıbeti aslında daha biz doğmadan, tamamen annemizin hormonlarına ve metabolizmasına kalıyormuş. Fetal dönemdeki o kritik inşaat süreci, öyle sadece babadan geçen genlerle falan değil, doğrudan annenin plasentasından gelen sinyallerle şekilleniyor. Yani beyler, o övündüğünüz veya dert ettiğiniz santimetrelerin asıl mimarı aslında annelerimizin ta kendisi! Sistem bildiğiniz bir gizli ajan operasyonu gibi işliyor! Maskülinizasyon için o meşhur testosteron aslında sadece bir figüran; asıl işi bitiren, sahne arkasından operasyonu yöneten DHT (dihidrotestosteron) adındaki hormon. Üstelik bu gizli ajan kanda öyle ulu orta dolaşmıyor, doğrudan annenin kolesterolünden sağlanan progesteron sayesinde hedef dokuda, yani tam "olay yerinde" arka kapıdan imal ediliyor. Annenin stresi, tiroidi veya oksijeni ne durumdaysa, fabrikadaki üretim bandı ona göre hızlanıyor ya da yavaşlıyor. Eğer annenin keyfi yerindeyse progesteron tam gaz "boyuta" çalışıyor, değilse başka işlere kayıp gidiyor. Gelelim işin en sansasyonel ve can alıcı kısmına: Doğum kontrol haplarının bu gizli operasyona yaptığı sabotaj! Eğer anne adayı, vücudunun o doğal ve şık hormonal ritmini sentetik doğum kontrol haplarıyla statik bir otobana çevirdiyse, içerideki inşaat fena sekteye uğruyor. Vücut, o çakma hormonları (sentetik progestinleri) gerçek progesteron zannedip kapıları açıyor ama iş icraata, yani "altyapının" büyümesine gelince sistem tıkanıp kalıyor. Kısacası, kader ağlarını daha biz anne karnındayken hem de epey hormonal bir cilveyle örüyormuş.

Published: July 20, 2026 10:26

İster Tanrının yaratılışı deyin, ister doğanın evrimi, penis boyunda bile tayin edici rol hamilelik aşamasında kadında. Uygun spermi seçen de kadın, spermin aracısının ölçeğini belirleyen de. Elmayı yedirip konfordan kovdururken ne yaptığını biliyormuş…

Çok acayip! Katar'ın stajyer adı altında ABD Kongresine ajanlar soktuğunu Loomer duyurdu, milletvekili Cammack de kanıtladı. Bunlar konuşulurken akla Vance'in hassas ve gizli bilgiler üzerinde çalışırken stajyer kartıyla çalışan bilgisayar kullandığı fotoğraf geldi. Gerçi Katar Dışişleri Bakanı ile yakın dostluğu olan Vance bundan rahatsız olmayabilir. İsrail'i tasfiye ederek İran rejimini kurtarma kampanyası sanıldığından büyük işti ve çok yüksek bütçeliydi. Vance, girişim fiyaskoyla sonuçlanınca kendisini kurtarmak için büyük bütçeli bir yıpratma kampanyası yürütüldüğünden bahsetti ya, tam bir yansıtma ve örtbas çabasıydı. Asıl onun yürüttüğü çalışma çok gizli ve yüksek bütçeliydi.

Published: July 20, 2026 09:44

Çok acayip! Katar'ın stajyer adı altında ABD Kongresine ajanlar soktuğunu Loomer duyurdu, milletvekili Cammack de kanıtladı. Bunlar konuşulurken akla Vance'in hassas ve gizli bilgiler üzerinde çalışırken stajyer kartıyla çalışan bilgisayar kullandığı…

Müslümanlar arada derede, kararsız, ne diyeceğini bilemiyor. Soru basit oysa: Dininizde cihat, şiddet, ele geçirme, boyun eğdirme, dini kabul etmeyene haraç ya da kılıç var mı yok mu? Varsa, bu niyetini alenen ve aşikar ilan etmiş bir dine, düşman gördüğü insanlar neden hayat hakkı tanısın? Batı ülkelerinde aptal solcular, kafirleri imha ya da haraca bağlama ajandasını gizlemeyen, ama şimdilik güçlü olmadıkları için bu niyeti gizlediklerini söyleyen müslümanların güçlenmesinde ne sakınca olduğunu soruyor saf saf. Siyasi rakipler diyor ki, "Güçlenince bizi keseceklerini açıkça söylüyorlar, Kurandan ayetler gösteriyorlar?" Solcular cevap veriyor, "Yok yapmazlar, onlar iyi insanlar. Göçmen hakları, Filistin, müslümanlığın varolma hakkı, İslamofobi..." *** Bir video hazırlamışlar. Videoda genç bir molla İslam'ı anlatıyor. Barıştan bahseden Müslümanlara cihat emrini gizleyerek dürüst davranmadıkları gerekçesiyle kızıyor. "Hile yapıyorsunuz" diyor. Önce onun konuşmasını dinleyelim, sonra böyle dürüst müslümanların söylediklerini gözardı etmemek gerektiğini değerlendiren Batılı aktivistleri. Genç molla diyor ki: Biz Müslümanlar, Muhammed'in ashabının gerçeği aktarırken gösterdiği cesarete sahip değiliz. Bu yüzden yalan söylüyoruz, hile yapıyoruz ve İslam'ın bir parçası olmayan şeyleri iddia ediyoruz. Bilin bakalım ne var? Onların (gayrimüslimlerin) hepsi aptal değil. Ne zaman yalan söylediğimizi anlayabiliyorlar. Birisi masanın arkasına geçip "İslam barıştır", "İslam barış hakkındadır, cihat diye bir şey yoktur, tek cihat nefis cihadıdır. Kendi mücadelenize, nefsinize, şeytanınıza karşı savaşırsınız, bitti." dediğinde bunu anlayabiliyorlar. İnsanlara gerçeği söylemekten neden korkuyorsunuz? Bu kafirin Kuran'ı açmayacağını mı sanıyorsunuz? Enfal Suresi'ni okuyup gizlemeye çalıştığınız bu ayetlerle, askeri ayetlerle karşılaşmayacağını mı sanıyorsunuz? O zaman ne yapacaksınız? "Aman hayır, ama hayır, bakın anlamıyorsunuz. Bu ayet aslında diğer ayetle neshedildi (hükmü kaldırıldı)... 'Sizin dininiz size, benim dinim bana'..." Olayları çarpıtıyorlar. İnsanları memnun etmek için Allah'ın diniyle oynamaya, onu değiştirmeye, başkalaştırmaya ve süsleyip püslemeye devam ediyorsunuz. *** Bu sözleri dinleyen ve dinleten iki aktivistin değerlendirmesi şöyle: - Vay canına, az önce söylenmemesi gereken gizli şeyi yüksek sesle söyledi. - Evet, yüksek sesle söyledi. Dürüst olduğu için bu adamı sevdim. - Burada ne oluyor? - İslam'ın şiddet içerdiğini kabul ediyor. Dünyayı fethetmek ve boyun eğdirmekle ilgili olduğunu, bir barış dini olmadığını söylüyor. Kuran çok açık; Müslümanlar şiddet yanlısı olmalı ya da inanmayanlardan nefret etmeli. Beyyine Suresi (98. Sure) bizim yaratıkların en kötüsü olduğumuzu söylüyor. Müslümanlar bizimle müttefik olmamalı, sürekli bize karşı savaşmalı ve Allah yolunda savaşmalılar. Demek istediğim bu, bazen Müslümanlar dürüst olurlar ve "Evet, İslam bir barış dini değildir, şiddet içermesi amaçlanmıştır" diye itiraf ederler. Ve bu durum, bize İslam'ın bir barış dini olduğunu, bizi fethetmek ya da boyun eğdirmek için burada olmadıklarını söylediklerinde ne yaptıklarını gösteriyor. Buna takiyye denir. - Sence inançlarını yaşayan ve bu tür şeylere inanmayan zeki Müslümanlar var mıdır? - Evet. - Ve camiye gidiyorlar, imamları ya da her kimse onlara bunun bir barış dini olduğunu öğretiyor ve onlar da bunu kabul ediyorlar, öyle mi? - Ve onlar sadece... Çok sekülerleşmiş Müslümanlar haline geliyorlar. Aslında Kuran'ın öğrettiği şeyi uygulamıyorlar. Yani işin aslı bu. - Bu yeni bir akım mı acaba merak ediyorum. Müslümanlar şöyle mi düşünmeye başlıyor: "Biliyor musun, size yalan söylediğimizde işe yaramıyor bile, o yüzden bunu açık açık söyleyelim." Yoksa belirli bir yerde güç kazanmaya başladıklarında mı böyle konuşmaya başlıyorlar? - Bunu yapmalarının nedeni, artık apolojetiklerinin (dini savunma çabalarının) sizi İslam'a davet etmekle ilgili olmaması. Şimdi Müslümanları İslam'dan çıkmamaya ikna etmeye çalışıyorlar. Bu tarz şeyler yaptıklarında, tüm o apolojetik söylemleri bize ve gayrimüslimlere bir işarettir: "Müslümanların İslam'ı terk etmesinden endişe duyuyoruz, bu yüzden gücümüzü yansıtmaya başlayacağız ve onları kalmaya ikna etmek için güvenimizi göstereceğiz." İşte olay bundan ibaret. Çünkü bu durum Batılıları ya da gayrimüslimleri sadece korkutacaktır. Bu savunma mekanizması, dinden dönme (irtidat) çığını önlemek içindir ve bu konuda pek de başarılı olamıyorlar. (Video: @InspiringPhilos)

Published: July 20, 2026 09:26

Müslümanlar arada derede, kararsız, ne diyeceğini bilemiyor. Soru basit oysa: Dininizde cihat, şiddet, ele geçirme, boyun eğdirme, dini kabul etmeyene haraç ya da kılıç var mı yok mu? Varsa, bu niyetini alenen ve aşikar ilan etmiş bir dine, düşman gördüğü…

R to @Kenancamurcu: İran'ın hayalet lideri Mücteba Hamenei İran'da değilmiş. Haberin kaynağı, Suudi Arabistan'ın El-Hadath haber sitesinin konuştuğu İsrailli bir güvenlik yetkilisi. Bu iddia 40 günlük savaş sırasında da gündeme gelmiş ve Mücteba'nın Beyt'in bombalanması sırasında ağır yaralandığı ve tedavi için Moskova'ya transfer edildiği öne sürülmüştü. Mücteba, babasının yerine geçirildiğinden bu yana kamuoyunda görüntülü veya sesli görünmedi. Devrim Muhafızları medyasında yayınlanan video ve fotoğrafların ise AI yapımı olduğu kanıtlandı. Mücteba ile toplantı yapıldığı söylendiğinde kimin onunla görüştüğü açıklanmıyor. Tıpkı var olduğu iddia edilen ama kimsenin görmediği 12. imam gibi. Zaten Mücteba'nın kamuoyuna görünmemesini bu mitolojiye dayandırıyorlar. Al-Hadath'a konuşan kaynak, Mücteba'nın mesajları olduğu iddia edilen mektupların Devrim Muhafızları Ordusu'nun komutanı Ahmed Vahidi ve diğer üyeleri tarafından yazıldığını söylemiş. Kaynak, "İran'ın iç bölünmeleri derin ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun varlığını tehdit ediyor" demiş.

Published: July 20, 2026 08:40

İran'ın hayalet lideri Mücteba Hamenei İran'da değilmiş. Haberin kaynağı, Suudi Arabistan'ın El-Hadath haber sitesinin konuştuğu İsrailli bir güvenlik yetkilisi. Bu iddia 40 günlük savaş sırasında da gündeme gelmiş ve Mücteba'nın Beyt'in bombalanması…

Gelişmiş ülke kime denir? Ordusu binlerce kilometre ötede savaşırken savaş bahanesiyle vatandaşının özgürlüklerini kısıtlamayan ve güven içinde büyük bir dünya organizasyonunu izlemesini sağlayan ülkeye denir. İran'daki diktatörlük ise savaş bahanesiyle interneti kesti, terör örgütü gibi davranıp gösteri düzenlemeye kalkanların infaz edileceği tehdidini savurdu, alınan kararlara yönelik en hafif eleştiri yapanları şafak operasyonuyla zindana gönderdi. Türkiye ne yaptı? Dünya Kupası'nın final maçında şu gösteriyi yayınlamamak için canlı yayını kesti. İran ve Türkiye rejimleri, al birini vur ötekine. İslamcılığın ne sefil bir ideoloji olduğunu yeterince örnekten biliyoruz ama sürekli çıta yükselterek iğrençliğin limitsizliğini bize göstermek istiyorlar.

Published: July 20, 2026 06:59

Gelişmiş ülke kime denir? Ordusu binlerce kilometre ötede savaşırken savaş bahanesiyle vatandaşının özgürlüklerini kısıtlamayan ve güven içinde büyük bir dünya organizasyonunu izlemesini sağlayan ülkeye denir. İran'daki diktatörlük ise savaş bahanesiyle…

R to @Kenancamurcu: Dün gece Mücteba Hamenei adına yayımlanan mektubun, Nasrallah'ın 2018 yılında yaptığı bir konuşmanın birebir kopyası olduğu tespit edilmiş. Orijinal metin bile yazamayacak haldeler. Mutlak çöküş diyelim buna. "Simurg" adlı 4 kişilik bir grup, Mücteba Hamenei'ye atfedilen bir mektup yayınlamış. Yapılan metin incelemesinde bu mektubun Lübnan Hizbullahı lideri Hasan Nasrallah’ın 2018 yılındaki bildirisinin birebir Farsça çevirisi olduğu tespit edilmiş. Tam olarak aynı olan 12 ifade tespit edilmiş: "ABD Başkanının imzasının değersizliği" "Büyük Şeytan'ın gerçek yüzü" "Güney bölgelerindeki gençler..." *** Hasan Nasrallah: "Bu günlerde İslam savaşçılarının ve güney bölgelerindeki gençlerin cesareti, bu derslerin bazı örneklerini göstermiştir." Mücteba'nın Mektubu (Gölge Metin): "Bu günlerde İslam savaşçılarının ve güney bölgelerindeki gençlerin cesareti, bu derslerin bazı örneklerini göstermiştir." "Güney bölgeleri" ifadesi Lübnan için anlamlıyken, İran için anlamsız oysa. Hasan Nasrallah: "Bugün 'Büyük Şeytan' bir kez daha hiçbir örtü olmadan gerçek yüzünü tamamen açığa çıkardı." Mücteba'nın Mektubu (Gölge Metin): "Bugün 'Büyük Şeytan' bir kez daha hiçbir örtü olmadan gerçek yüzünü tamamen açığa çıkardı." Hasan Nasrallah: "Mutabakat zaptı bir kez daha kanıtladı ki, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın imzasının hiçbir değeri yoktur ve hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır." Mücteba'nın Mektubu (Gölge Metin): "Mutabakat zaptı bir kez daha kanıtladı ki, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın imzasının hiçbir değeri yoktur ve hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır." (Kaynak: @hadimehrane1)

Published: July 20, 2026 06:48

Dün gece Mücteba Hamenei adına yayımlanan mektubun, Nasrallah'ın 2018 yılında yaptığı bir konuşmanın birebir kopyası olduğu tespit edilmiş. Orijinal metin bile yazamayacak haldeler. Mutlak çöküş diyelim buna. "Simurg" adlı 4 kişilik bir grup, Mücteba…

Ortadoğu'da ifade özgürlüğünü baskılayan radikalizm ortadan kaldırıldığında neler olduğunu görüyoruz. İran, Hamas ve Hizbullah iş görmez hale getirilince Araplar konuşmaya başladı. Dr. Zeydan alenen söylemiş: "Kudüs İslam şehri değildir" Ben de üç sene önce yazdım: Peygamber'in Kudüs davası yoktu. Ağzından bir kere bile çıkmadı. Filistin diye bir davası yoktu. Bir kez bile bu ismi telaffuz etmedi. Bu işler, Halife Ömer'in Medine'deki Yahudilere etnik temizlik uygulaması ve Yeruşalayim'i işgal etmesinden sonra başladı. "Filistin davası"nı ayakta tutan tripod şu: Halife Ömer'in Yahudi nefreti, Nazilerin soykırım projesi, KGB'nin Arafat için icat ettiği "Filistin ulusu" kampanyası. *** Arap uyanışı, İsrail'in İran, Hizbullah ve Hamas'ı iş görmez hale getirmesiyle hız kazandı. Örneklerini aktarıyorum sürekli. Alimler, akademisyenler, araştırmacılar, gençler şimdi çok daha cesaretle tarihsel gerçeklerin üzerine gidiyor. Lübnanlı Şii şeyh Hasan'ın "Biz Arap değiliz, Fenikeliyiz" sözünü hatırlayın. (https://x.com/Kenancamurcu/status/2074565019585421487). Suudi akademisyenin "İslam evrensel değildir, dinde fetihçilik yoktur" sözünü de. (https://x.com/Kenancamurcu/status/2077668529956942143) Yakında, Emevi Halifesi Abdülmelik'in yaptırdığı sekizgen yapının gaspedilmiş toprak olduğunu, orada Yahudilerin kıblesi Süleyman Mabedi'nin bulunduğunu ve kıblenin aslına iadesinin vacip olduğunu söylemeye başlayacaklar. Ben de yazdım bu gasp meselesini. (https://x.com/Kenancamurcu/status/2077668529956942143) Filistinci ideolojinin sahte tarihi ve uydurma anlatısı daha fazla devam edemez. *** Mısırlı yazar ve araştırmacı Dr. Yusuf Zeydan, Sky News Arabia kanalındaki Hadith Al Arab (Arapların Sözü) programında Dr. Süleyman El-Hatlan ile yaptığı söyleşide diyor ki: "Kudüs, Arap veya İslam şehri değildir; kutsallaştırılması ise Halife Abdülmelik bin Mervan tarafından yapılmış siyasi bir manevraydı." Röportajın ilgili bölümü şöyle: Yusuf Zeydan: Kısa bir süre sonra Kahire'de ve diğer yerlerde, yine bu sakallıların -yani Allah'ın yeryüzündeki vekillerinin!- öncülük ettiği gösteriler görmeye başladık. "Kudüs'e milyonlarca şehit olarak gidiyoruz!" diye bağırıyorlardı. Ben de onlara ilk başta alaycı bir şekilde, "Neden şehit olarak gidiyorsunuz ki? Gidip galip gelsenize!" dedim. Sonra makaleler ve konferanslar aracılığıyla insanlara Kudüs'ün gerçek hikayesini anlatmam gerektiğini fark ettim. Bu, Abdülmelik bin Mervan tarafından yapılmış siyasi bir oyundur. Siz bin yılı aşkın bir süredir -ki aslında bin yıldan da fazla, Kubbetü's-Sahra hicri 72 yılında inşa edildi- bu yalana inanıyorsunuz. Bu durum, şeyhlerin buna itiraz etmesine yol açıyor; çünkü onlara göre bu yer, Peygamber'in Mekke'den Kudüs'e yaptığı İsra (gece yürüyüşü) ve ardından göğe yükseldiği Miraç yeridir. Ben de onlara diyorum ki: "Ey cemaat, Peygamber döneminde oranın adı Kudüs değildi. O dönemki adı İlyâ (Aelia) idi." Ömer bin Hattab orayı teslim aldığında yapılan antlaşma (Amr Ahitnamesi) kitaplarda duruyor, gidin okuyun. Şehrin isminin beş kez "İlyâ" olarak geçtiğini göreceksiniz. Kudüs (kutsallık) kelimesinin ödünç alınması, İbrani yani Yahudi mirasından gelmektedir. Hristiyanlar oraya kutsal şehirleri olduğu için İlyâ adını vermişlerdi. Buna karşılık Yahudilerin başkenti olan şehrin adı ise Urşalim idi. Şereflendirmek için ona bu isim verilmiştir. Tıpkı bizim Yesrib yerine "Medine-i Münevvere" veya Mekke yerine "Ümmü'l-Kura" dememiz gibi. Urşalim'e verilen bu unvan veya şerefli isim, İbranice "Beyt HaMikdaş" yani "Kutsallık Evi" anlamına geliyordu. O da bunu Arapçalaştırarak "Beytülmakdis" adını verdi. Bu insanların bu şekilde gittiğini gördüğümde ve bu meseleyi ortaya koyduğumda, en azından... Tabii ki saldırılara uğrayacağımı biliyorum. Ama en azından durup biraz düşünsünler. - Kaynağı ne olursa olsun insanların nesilden nesile aktardığı bu yerleşik kültürü sarsacak bu tür görüşleri ortaya atan çok az sayıdaki isimden birisiniz. Hatta belki de tek kişisiniz. Peki soru şu: Yanlış bir tarih algısı yüzünden bizi bir ümmet olarak çok korkunç krizlerden çıkarabilecek bu görüşleri neden sadece Yusuf Zeydan dile getiriyor? Zeydan: Bu soru bana sorulacak bir soru değil. "Neden sadece ben?" sorusunu topluma sormanız gerekir. (Video: @IsraelArabic)

Published: July 20, 2026 06:29

Ortadoğu'da ifade özgürlüğünü baskılayan radikalizm ortadan kaldırıldığında neler olduğunu görüyoruz. İran, Hamas ve Hizbullah iş görmez hale getirilince Araplar konuşmaya başladı. Dr. Zeydan alenen söylemiş: "Kudüs İslam şehri değildir" Ben de üç sene…

Rejim içi kavganın boyutunu gösteren çok şaşırtıcı durum bu. Mizansen Aragçi röportajında, askeri sır olan gizli tünellerden komutanların bulunduğu tünelin koordinatı verilmiş. "Piruzi caddesinin sonunda Nebiyy-i Ekrem'de."

Published: July 20, 2026 06:02

Rejim içi kavganın boyutunu gösteren çok şaşırtıcı durum bu. Mizansen Aragçi röportajında, askeri sır olan gizli tünellerden komutanların bulunduğu tünelin koordinatı verilmiş. "Piruzi caddesinin sonunda Nebiyy-i Ekrem'de." Kenan Çamurcu (@Kenancamurcu) …

R to @Kenancamurcu: Mobil füze rampalarını karayollarındaki ve şehir merkezlerindeki tünellere gizleyen İran rejimi artık bunu yapamayacak. İran halkı ihbar edecek ve onların müttefiki Amerika veya İsrail de tüneli delerek içindeki füzeyi rampasıyla birlikte vuracak. Tüneller, halka karşı eli tetikte bekleyen Sipah ve Besiçler için de güvenli alan olmaktan çıktı.

Published: July 20, 2026 05:58

Mobil füze rampalarını karayollarındaki ve şehir merkezlerindeki tünellere gizleyen İran rejimi artık bunu yapamayacak. İran halkı ihbar edecek ve onların müttefiki Amerika veya İsrail de tüneli delerek içindeki füzeyi rampasıyla birlikte vuracak. …

R to @Kenancamurcu: Arap uyanışının gençleri yaratılış teorisinden uzaklaşıyor. Evrimci biyolojiye merak artıyor. Ama zaten yaratılış teorisi de canlıların puf diye ortaya çıktığını savunmuyor değil mi? Tanrı sebeplerle, evrimle yaratıyor. Neden buna ihtiyaç duyuyor? Sebebini bilen yok. Açıklayamayınca da yaratılış sürecini evrimci biyolojiden olduğu gibi alıp yaratılışçı rötuşlarla kendilerine malediyorlar. Hal böyle olunca evrim konulu internet içeriklerine ilgi büyüyor. Aşağıdaki içerik üreticisi Mısırlı gencin hazırladığı videoların binlerce izleyicisi var. Bu videoda evrimin hatırası işlevsiz organlardan bahsetmiş biraz. Mesela insanın gözündeki denizde yaşam günlerinden miras üçüncü göz kapağı derisi. Gözün iç ucunda duruyor. İşlevsiz. Gözü su altında temizlemek için yatay olarak hareket eden şeffaf kapaktı. Görüşü kaybetmeden temizlik sağlıyordu. Ya da mesela kulak kasları. Kediler, köpekler ve diğer canlılarda da var. Kulakları sesin kaynağına doğru hareket ettirmeye yarıyor. Bu kaslar çok güçlü ve canlının sesi yüksek kalitede algılayabilmesi için kulağı 180 derece döndürebilir. Bu kaslar bizde de var, ama işlevsiz. Geçmişten miras. Artık kulaklarımızı hareket ettiremiyorlar. Tabii bu kasları kullanmayı geliştirmiş az sayıda insan var. En bilinen örnek kuyruk sokumu. Birbirine kaynamış kemikler. Ağaçların üzerinde yaşıyor olsaydık dengede kalmamıza yardım edecek kuyruk olacaktı. Kuyruk yok oldu ama kemik hikayenin kanıtı olarak kaldı. Keza 20 yaş dişleri. Ağız yapımız maymunların veya gorillerin ağzı gibi genişken bu dişlerin bir yeri ve işlevi vardı. Ancak insanın evrimleşip beyninin büyümesi çene boyutunun aleyhine oldu ve çene küçüldü. Bu yüzden bu dört dişin artık sığacağı yer kalmadı. Vücudumuzda GULO (L-gulonolakton oksidaz) geni var. Tüm memelilerde glukozu C vitaminine dönüştürmekten sorumlu. Bu gen insan, şempanze, goril ve orangutan hariç tüm memelilerin vücudunda çok iyi çalışıyor. Biyolojide bu tür işlevsiz genlere yalancı gen (pseudogene) deniyor. Genin tamamen yok olmak yerine vücudumuzda hâlâ "hasarlı/kırık" bir kopya olarak bulunması evrimin en büyük kanıtlarından biri. Hayvanlar dünyasında da örnekleri var. Hem ileri, hem de geriye doğru evrim biçiminde. Mesela Kör Mağara Balığı. Bu balıklarda gözün yeri var ama üstü deriyle kaplı. Şaşırtıcı olan şu ki, bu balıklar ilk doğduklarında göz kalıntıları ve körelmiş bir görme siniriyle doğuyor. Bu balığın ataları aydınlık bir ortamda yaşardı ve kullandıkları gözleri vardı. Ancak karanlıkta yaşayıp oraya uyum sağladıklarında gözler onlar için yük haline geldi; hiçbir işe yaramıyor ve boşuna enerji tüketiyordu. Ayrıca enfeksiyonlara ve hastalıklara da açık bir yapıdaydı. Bu yüzden doğal seçilim onları köreltti. Bu, tersine evrim. Evrimin her zaman ileriye doğru gittiğini düşünmeyin, pekala geriye doğru da gidebilir. Ancak genler, erken gelişim evrelerinde ilk tasarımı hâlâ hatırlar. Bu yüzden bu balık başlangıçta ilkel gözlerle doğar. Tıpkı insan genlerinin de ilk tasarımı hatırlaması gibi. İnsan cenininin gelişimini izlerseniz, belirli bir aşamada kuyruk oluştuğunu görürsünüz. İşte bu eski tasarımın hatırlanması. Kiwi kuşu mesela. Bu kuşun kanatları o kadar küçük ki uçması imkansız. Peki neden? Bilim insanları bu kuşun eskiden çok iyi uçabildiğini ve Yeni Zelanda adasına bu şekilde ulaştığını tespit ettiler. Bu adada yiyecekler (solucanlar vb.) yerde bolca bulunuyordu. Onları tehdit eden hiçbir tehlike veya yırtıcı yoktu. Aksine tehlike gökyüzündeydi, onları avlayabilecek yırtıcı kuşlar vardı. Zamanla kanatları körelecek şekilde evrimleştiler, uçmayı bıraktılar ve uçamayan kuşlara dönüştüler. Okyanuslardaki devasa balinalara ne demeli? İskeletlerine bakarsanız, leğen kemiği (pelvis) kalıntıları ve arka bacak kalıntıları bulursunuz. Leğen kemiği yürüyen canlılarda bulunur. Balinalardaki bu kalıntıların hiçbir işlevi yok. Bu durum, balinaların eskiden karada yaşayan canlılar olduğunun ve evrimsel olarak tekrar denize dönüp deniz canlısı haline geldiklerinin kanıtı. Bu organlar, bu canlıların bu organları aktif olarak kullanan atalardan evrimleştiği gerçeği dışında hiçbir mantıklı açıklaması yok. Doğa geçmişi öylece bırakmaz, onun üzerinde değişiklikler yapar.

Published: July 20, 2026 05:35

Arap uyanışının gençleri yaratılış teorisinden uzaklaşıyor. Evrimci biyolojiye merak artıyor. Ama zaten yaratılış teorisi de canlıların puf diye ortaya çıktığını savunmuyor değil mi? Tanrı sebeplerle, evrimle yaratıyor. Neden buna ihtiyaç duyuyor? …

R to @Kenancamurcu: Aragçi'nin ihbar ve itirafları öyle böyle değil. Tehran'daki tünelleri itiraf etmiş. Hamas ve Hizbullah gibi İran rejimi de Tehran'ı tünellerle doldurmuş. komutanlar tünellere inmiş. Adres verip ihbar ediyorlar. - Zaten tünellere gitmediniz siz... Aragçi: Neyse, şimdi tünellerden falan bahsetmek istemiyorum, yani ne olduğunu... - E tünelleri zaten herkes biliyor. Tüneller var ve herkes gidiyor. Hayır, yerlerini de ben söyleyeyim, herkes biliyor zaten. Bir tanesi Piruzi'nin sonunda Nebi Ekrem'de, bir diğeri de orada, yukarıda... Adı neydi? Derbend'in yukarısında. Oraları da vurdular üstelik. Aragçi: Hayır, bilmediğiniz daha pek çok yer var. - Hayır, tünel çok var da komutanlar bu ikisine çok gidip geliyor diyorum. Onlar da biliyor. Aragçi: Yok, onlar... Biz toplantılar için bir iki kez gittik ama hayır, kendimiz tünelde kalmıyorduk. Tünel çok, sizin de bildiğiniz gibi. Ve bazı yerler de, yani tünel değil ama sonuçta güvenli yerlerdi. Neyse, belki bir kez daha savaş çıkar, bunları o zaman için saklayalım (gülüşmeler). Ama yaratıcı yöntemler çoktu ve sonuç olarak bir aşamadan sonra kontrol altına almayı başardık, yetkililerin şehadet oranı düştü. Ama maalesef... Çünkü herkesi davet etmek zaten mümkün değildi, güvenlik açısından tehlikeliydi. - Tünel güvenlidir. Tünelde bir şey olmaz. Davet ederlerse gidin (gülüşmeler). Tünelde bir şey olmaz. Yani onların gücü tünele yetmez. Kapının önünü biraz vururlar ama çocuklar orayı oksijen tüpleriyle doldurmuşlar, yani haberim var. Tünelde hiçbir şey olmaz. Aragçi: Peki (gülüyor). Onu kendileri için yapmışlar. Hayır, herkesin tünele gitmesi gibi bir durum yoktu. Tüneller sonuçta hesaplı kitaplı... - Ama tünelin şartı ne biliyor musunuz? Giderseniz, mesela birkaç gün kalmanız gerekir. Hemen gidip gelemezsiniz. Aragçi: (Gülüyor). - Siz gidemezsiniz çünkü dışarıda işleriniz var. Aragçi: Evet. Neyse, bu tarz hikayeleri zamanı geldiğinde, inşallah geçtikten sonra anlatacağım; nerelere gittiğimizi, neler yaptığımızı ve nasıl olduğunu.

Published: July 19, 2026 22:28

Aragçi'nin ihbar ve itirafları öyle böyle değil. Tehran'daki tünelleri itiraf etmiş. Hamas ve Hizbullah gibi İran rejimi de Tehran'ı tünellerle doldurmuş. komutanlar tünellere inmiş. Adres verip ihbar ediyorlar. - Zaten tünellere gitmediniz siz... …

R to @Kenancamurcu: Aragçi'nin itiraflarla dolu röportajı çok net şekilde ertesi güne hazırlık anlamına geliyor. Komutanlar rejiminin devamından umudunu kesmiş görünüyor. Bütün kabahatleri komutanların üstüne yıkarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Trump yönetiminin son operasyon dalgalarıyla Devrim Muhafızları'nın askeri yeteneğini sıfırladığını görüyor Aragçi. Buradan geri döndürmenin mümkün olmadığını da. İran halkı sokaklara çıkıp sert bir rövanş almadan teslimiyet belgesine imza konulmasını savunanlardan. Röportajda bunu ima ediyor zaten.

Published: July 19, 2026 21:49

Aragçi'nin itiraflarla dolu röportajı çok net şekilde ertesi güne hazırlık anlamına geliyor. Komutanlar rejiminin devamından umudunu kesmiş görünüyor. Bütün kabahatleri komutanların üstüne yıkarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Trump yönetiminin son…

Peygamberin vefatından 30 yıl sonra yazılmış Ermeni kroniğinde Peygamber, bölgeleri fethetmek amacıyla Yahudi-Arap ittifakı örgütleyen bir tüccar olarak tarif ediliyor. Antisemitizmin Ömer zamanında başladığının kanıtı. İslami kaynaklar en erken Peygamber'in vefatından 150 yıl sonrasına ait. Çok geç evet. Üstelik uzmanlar, Emevi dönemi ile Abbasi döneminin geriye doğru yazımında iki kere revizyon yapıldığından artık emin. Ama Müslüman olmayanlar 2 yıl, 10, 30 yıl sonra haberler yazdılar. Videoda Müslüman olmayanların değerlendirmelerinden kısa notlar aktarılmış. Bu değerlendirmeler tanıklığa dayanıyor elbette ve hepsi çok olumsuz. Halife Ömer dönemine ait tanıklıklar. Arapların yaptığı vahşetten, yağmadan, katliamlardan bahsediyorlar sadece. Müslüman yazarların iddia ettiğinin aksine ışıl ışıl adalet falan saçılmamış etrafa. Mesela Doctrina Jacobi, V.16, MS 634: "O yalancıdır, çünkü peygamberler kılıçla kuşanıp gelmezler... Sözde peygamberde bulunacak hiçbir gerçek yoktu, sadece insan kanı dökmek vardı." Tarihi 13 Temmuz MS 634 olarak kaydedilen Grekçe metin "Doctrina Jacobi", Muhammed’in ölüm tarihinden sadece iki yıl sonra yazılmış. Bu metin, açıkça bu peygamberin askeri öncü birliklere liderlik ettiğini ve Sarazenlerle birlikte ortaya çıktığını kaydeder. "Sarazenler" (Saracens), Orta Çağ Avrupa'sında Araplar veya genel olarak Müslümanlar için kullanılan bir terim. Aynı belge, dönemin görgü tanıklarının onun manevi otoritesiyle alay ettiğini kaydediyor. Yine Jerusalem Patriği Aziz Sophronius'un MS 634 yılı Noel vaazı var. Bu kaynak oldukça güçlü. Jerusalem Patriği Sophronius ya da Jerusalem Aziz Sophronius'u, Muhammed'in ölümünden tam iki yıl sonra, MS 634 yılındaki Noel vaazında bu ilk İslami işgalcileri doğrudan "kiliseleri yağmalamak ve yakmak için şeytani bir çılgınlıkla hareket eden, tanrısız, iğrenç ve fiziksel olarak şiddet yanlısı barbarlar" olarak nitelendiriyor. Rahip Thomas Tarafından Yazılan MS 640 Yılı Süryani Kroniğinde deniyor ki: "Romalılar ile Muhammed'in Arapları arasında bir savaş çıktı ve Filistinli yaklaşık 4.000 yoksul köylü orada öldürüldü... Araplar tüm bölgeyi yakıp yıktı." Muhammed'in ölümünden sadece sekiz yıl sonra yazılmış. Bu kronik hiçbir kutsal mucizeden bahsetmiyor. Yalnızca acımasız, kanlı askeri fetihleri anlatıyor. Ermeni Tarihçi Sebeos, MS 660'ta demiş ki: "Hepsine bir araya toplanmalarını ve birleşmelerini emretti... Dedi ki: Gidin ve Tanrı'nın babanız İbrahim'e verdiği ülkeyi alın." Bu kaynak, Muhammed'den 30 yıl sonra, MS 668 yılı civarında yazan Ermeni tarihçi Sebeos'a ait. Bu kaynak (İslam'ın) siyasi köken hikayesini açığa çıkararak; peygamberin aslında sadece bölgeleri fethetmek ve ele geçirmek amacıyla karmaşık bir Yahudi-Arap ittifakı örgütleyen bir tüccar olduğunu kaydediyor. Süryani Kronik yazarı Penkaye'nin yazdıkları var. MS 687'de. Bu kaynak ise Emevi Halifeliği döneminde, yani Muhammed'den yaklaşık 55 yıl sonra, MS 687 yılında yazan Süryani kronik yazarı John Bar Penkaye'ye ait. Peygamberin imparatorluğunun manevi bir hareket değil, bir vergi ve toprak imparatorluğu olduğunu açıkça söylüyor. Şöyle diyor: "Orduları her yıl uzak diyarlara giderek akınlar yapıyor, yağmalıyor ve tüm halklardan haraç talep ediyordu."

Published: July 19, 2026 21:03

Peygamberin vefatından 30 yıl sonra yazılmış Ermeni kroniğinde Peygamber, bölgeleri fethetmek amacıyla Yahudi-Arap ittifakı örgütleyen bir tüccar olarak tarif ediliyor. Antisemitizmin Ömer zamanında başladığının kanıtı. İslami kaynaklar en erken…

R to @Kenancamurcu: Aragçi'nin röportajı herkesi şaşkına çevirdi. İsraillilerin bütün söyledikleri doğru çıktı. Rubio haklı çıktı. Trump, Vance ve lobilerin lafına uyduğuna pişman olmalı. Ocak gösterilerinde Meşhed başta, birçok şehir İran halkının eline geçmiş. - Ülkede [rejimde] 8 Ocak'ı (18 Dey) öngören veya tahmin eden biri var mıydı? Oraya (8 Ocak'a) çıkan o 10 günlük süreçte... Aragçi: Hayır. Bu konuda, bizim böyle bir olaya karşı hazırlıklı olmadığımız söylenebilir. - Yani Sayın Larijani, askeri güçler, bakanlık, Devrim Muhafızları istihbaratı... Böyle bir kalabalığın sokağa çıkacağını, 3 bin kişinin öleceğini, bazı şehirlerin düşeceğini tahmin ediyor muydu? Yani Trump Meşhed konusunda haklıydı, ben daha sonra gidip araştırdım. Meşhed gerçekten düşmüştü; 3-4 saatliğine düşmüştü.

Published: July 19, 2026 19:50

Aragçi'nin röportajı herkesi şaşkına çevirdi. İsraillilerin bütün söyledikleri doğru çıktı. Rubio haklı çıktı. Trump, Vance ve lobilerin lafına uyduğuna pişman olmalı. Ocak gösterilerinde Meşhed başta, birçok şehir İran halkının eline geçmiş. - Ülkede…

~ 52 additional posts are not shown ~